Ermeni Meselesi ve Sevk ve İskân Kanunu
Osmanlı Ermenilerinin Tarihsel Konumu
Osmanlı sınırları içindeki en kalabalık gayrimüslim topluluklardan biri olan Ermeniler, XIV. yüzyıldan itibaren Osmanlı hâkimiyetinde Türklerle yan yana ve uyum içinde yaşamıştı. Millet sistemi çerçevesinde kendi dillerini, dinlerini ve kültürlerini koruma imkânı verilen Ermeni toplumu; başta İstanbul olmak üzere birçok büyük şehirde tüccarlık, zanaatkârlık, sarraflık, bankacılık gibi meslekler icra etmiş, saray çevresinde ve devlet yönetiminde görev almıştı. 1856 Islahat Fermanı sonrasında devlet kademelerinde daha kolay yükselme imkânı bulan Ermeni bürokratlar bakanlık, elçilik, mebusluk gibi makamlara kadar yükselmişti.
Milliyetçiliğin Yayılması ve Dış Kışkırtma
XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı'nın güç kaybetmesi ve Fransız İhtilali'yle başlayan milliyetçilik akımının yayılması sonucunda Balkanlarda ortaya çıkan ayrılıkçı hareketler Ermeni toplumunu da etkiledi. Bu dönemde başta Rusya olmak üzere İngiltere ve Fransa gibi büyük devletler, Osmanlı topraklarına yönelik siyasi çıkarları doğrultusunda Ermenileri kışkırttı; patrikhane çevresinde örgütlenen milliyetçi gruplar ve Avrupalı devletlerin misyonerlik amacıyla açtığı okul/kolejler (örneğin 1886'da eğitime başlayan Merzifon Amerikan Koleji) Ermeni gençleri arasında ayrılıkçı fikirlerin güçlenmesine zemin hazırladı.
Uluslararası Boyut Kazanması ve Komitalar
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ermeniler, Doğu Anadolu'da Ruslarla iş birliği yaparak Osmanlı'ya karşı savaştı. Rus Çarlığı, Ayastefanos Antlaşması'na Ermenilerle ilgili bir madde ekletti (itirazlar sonucu hükümsüz kaldı); Ermenilerin Ruslarla yakınlaşmasından rahatsız olan İngiltere ise 1878 Berlin Antlaşması'na Vilayet-i Sitte'de (Erzurum, Bitlis, Van, Sivas, Diyarbakır, Elazığ) ıslahat yapılması maddesini ekletti — böylece mesele uluslararası bir boyut kazandı. Bu destekle harekete geçen Ermeniler, 1887'de Cenevre'de kurulan Hınçak ve 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnaksutyun komitaları aracılığıyla propaganda faaliyetleri yürüttü ve Doğu Anadolu'da kargaşa çıkarmak amacıyla çok sayıda isyan başlattı: 1890 Kumkapı, 1894 Sason/Kayseri/Yozgat/Çorum, 1894 Bâbıâli Olayları, 1895 Trabzon, 1895-1896 Zeytun, 1896 Osmanlı Bankası Baskını, 1897 İkinci Sason, 1905 II. Abdülhamid'e suikast girişimi, 1909 Adana ve Dörtyol isyanları.
I. Dünya Savaşı'nda Ermeni Tutumu
Tarihçi Sertçelik'e göre, I. Dünya Savaşı başladığında henüz Osmanlı savaşa dâhil olmamışken Ermeniler savaşın başlamasını coşkuyla karşıladı; "hasta adam" Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden silinme anının yaklaştığını düşünen Ermeni aydınları (özellikle Taşnaklar), savaş sonunda Anadolu topraklarında özerk ya da bağımsız bir Ermeni devleti kurulacağı düşüncesine kapıldı; bu düşünce onları Osmanlı'ya karşı neredeyse topyekûn cephe almaya yöneltti. Sertçelik'e göre Rusya'nın silahlandırdığı Ermeniler bir yandan Kafkasya Cephesi'nde Osmanlı ordusuna karşı savaşırken diğer yandan ülkede çıkardıkları isyanlarla cephe gerisini tehlikeye düşürdü.
Sevk ve İskân Kanunu'nun Çıkarılması
Alınan tedbirlere rağmen Ermeni çetelerinin saldırılara devam etmesi üzerine 24 Nisan 1915'te yayımlanan bir genelgeyle komita merkezleri kapatılıp ilgili Ermeniler tutuklandı; 27 Mayıs 1915'te Sevk ve İskân Kanunu'nun çıkarılmasıyla savaş bölgelerine yakın yerlerdeki Ermenilerin güneydeki Osmanlı topraklarına geçici olarak sevk edilmesine karar verildi. Tarihçi Sarınay'a göre, 1915 mayısına kadar devletçe önceden kararlaştırılmış bir sevk politikası bulunmuyordu; önce Zeytun/Maraş civarında isyan eden Ermeniler Konya'ya sevk edildi, ordunun ikmal yollarını kesme girişimleri üzerine de Musul/Zor/Suriye/Halep gibi güney bölgelerine sevk 27 Mayıs 1915 tarihli geçici kanunla başladı. Sarınay'a göre tehcir kararına rağmen 300 bin Ermeni tehcirden muaf tutulmuş, mal/eşyaları koruma altına alınmış, tehcir bölgesinde uluslararası kuruluşların yardım dağıtmasına izin verilmiş, Ermenilere kötü davranan/mallarını gasp eden 1.673 kişi Divan-ı Harplerde yargılanmıştır.
Kaynak Metnin Değerlendirmesi
Göç yolunda hastalanan veya çetelerin saldırısına uğrayan bazı Ermeniler hayatını kaybetti; görevini ihmal eden veya kötüye kullanan bazı görevliler ve askerler soruşturma sonucu cezalandırıldı. Anadolu'dan sevk edilen Ermenilerin bir kısmı savaş sonrasında kendi istekleriyle eski yerleşim yerlerine geri döndü. Ders kitabına göre, göç yollarında tedbir alınması ve dönmek isteyen Ermenilere izin verilmesi, kararın etnik/dinî bir grubu ortadan kaldırmaya yönelik olmadığının göstergesidir; Tablo 3.1'de farklı kaynaklara göre (Vital Cuinet, Justin McCarthy, Osmanlı Nüfus Sayımı, Ermeni Patrikhanesi vb.) I. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı Ermeni nüfusu 1.000.000 ile 1.915.651 arasında değişen tahminlerle verilmektedir.
Ermeni Diasporasının İddiaları ve Sonraki Süreç
Ermeni diasporası, 24 Nisan 1915 genelgesini ve Sevk ve İskân Kanunu'nu kendi iddialarına dayanak göstermekte, 24 Nisan'ı anma günü kabul etmektedir; ders kitabına göre yapılan arşiv incelemeleri göç eden/ölen Ermeni sayısının diaspora iddialarıyla örtüşmediğini ortaya koymuştur. 1960'ların ortalarından itibaren Ermeniler şiddet eylemlerine başladı; 1975'ten itibaren ASALA terör örgütü Türk diplomatik temsilciliklerine yönelik birçok saldırı düzenledi. 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Azerbaycan-Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunu (1992 Hocalı Katliamı dâhil) bölge siyasetini etkiledi; 2020 sonlarındaki II. Dağlık Karabağ Savaşı'nın Azerbaycan zaferiyle sonuçlanmasının ardından Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için doğrudan görüşmeler başlamıştır.
Özet
- Osmanlı Ermenileri, millet sistemi altında uzun süre Türklerle uyum içinde yaşadı ve devlet kademelerine kadar yükseldi; XIX. yüzyılda milliyetçilik akımı ve Avrupalı devletlerin kışkırtması bu durumu değiştirdi.
- 1878 Berlin Antlaşması'yla uluslararası boyut kazanan mesele, Hınçak (1887) ve Taşnaksutyun (1890) komitalarının örgütlediği çok sayıda isyana yol açtı.
- Sertçelik'e göre Ermeni aydınları I. Dünya Savaşı'nı Osmanlı'nın çöküşünün fırsatı sayıp Kafkasya Cephesi'nde Rusya'yla iş birliği yaptı ve cephe gerisinde isyan çıkardı.
- 27 Mayıs 1915 Sevk ve İskân Kanunu'yla başlayan sevk sürecinde Sarınay'a göre 300 bin Ermeni muaf tutuldu, malları korundu ve kötü muamele eden 1.673 kişi yargılandı.
- Ders kitabına göre bu veriler, kararın soykırım niteliğinde olmadığını gösterir; mesele günümüzde Ermeni diasporası, ASALA terörü ve Dağlık Karabağ sorunuyla güncelliğini korumaktadır.
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir