KONU ANLATIMI / 11. Sınıf

Balkan Göçlerinde Salgın Hastalıklar ve Hilâl-i Ahmer'in Mücadelesi

Balkan Göçlerinde Salgın Hastalıklar ve Hilâl-i Ahmer'in Mücadelesi

Salgınların Ortaya Çıkış Nedenleri

Balkanlardan göç etmeye çalışan birçok insan yol boyunca zorlu ulaşım koşulları, komitacı saldırıları ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Ordudaki sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve personel eksikliği nedeniyle salgın hastalıklar askerler arasında da hızla yayıldı. İstanbul dışındaki göçmen toplanma alanlarında ve askerler arasında en çok görülen salgın hastalık koleraydı (temiz su/gıdaya bulaşan, şiddetli ishal ve kusmalarla beliren, çok bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık); göç koşullarında temiz suya erişimin zorlaşması ve karantina gibi önlemlerin alınamaması hastalığın hızla yayılmasına yol açtı. Hijyen eksikliğine bağlı tifüs (bit/pire ısırığıyla geçen, pembe lekeli döküntülerle beliren ateşli hastalık) salgını da askerlerin ve göçmenlerin zayıf düşmesine, hatta ölümüne neden oldu.

İstanbul'daki Sağlık Krizi

Tarihçi Dağlar'a göre, savaş planı gereği ağır yaralı ve hastaların trenle İstanbul'a tahliyesi nedeniyle 20.000'den fazla asker İstanbul'a nakledilmiş ve salgın bu yolla İstanbul'u da tehdit eder olmuştu; Kırklareli ve Lüleburgaz yenilgisinden sonra kaçan Müslüman halkın büyük çoğunluğu da İstanbul'a sığınmıştı. Kısa sürede İstanbul göçmen/yaralı/hasta akınına uğradı ve şehirdeki hastaneler dolup taştı. İhtiyacı karşılamak için Sarayburnu ve Gülhane Parkı çadırlı ordugâh hâline getirildi, Demirkapı'da 110 yataklı bir hastane kuruldu; bunlar da yetersiz kalınca İstanbul Belediyesi tüm okul/otel/cami/yalıları, hatta Şeyhülislam Cemalettin Efendi'nin onayıyla Ayasofya, Sultanahmet ve Şehzadebaşı Camilerini de sağlık hizmetine açtı. Dağlar'a göre örneğin Ayasofya Camii'nde 3600, Sultanahmet Camii'nde 1200, Nuruosmaniye Camii'nde 450 ve Mahmutpaşa Camii'nde 1250 askere tecrit süresi boyunca Kızılay tarafından sağlık ve gıda yardımı yapıldı; karantinanın işleyişi bizzat asker ve polis denetiminde sağlandı.

Kolera ile Mücadele Yöntemleri

Tarihçi Cengiz ve diğerlerine göre, Demirkapı hastanesi koleralı hastaların tedavisinde yetersiz kalınca Sıhhiye Nezareti Topkapı Sarayı içine de barakalar kurdu; yetişmiş hasta bakıcı bulmak zor olduğu için yüz kadar gönüllü asker hastalara hizmet etti. İstanbul'da koleranın yayılmasını önlemek için halkın mikroplu su içmesi engellenmeye çalışıldı; İstanbul Belediyesi camilerde toplanan göçmenlere kaynatılmış su dağıttı. Meclis-i Umûr-ı Tıbbiyye-i Mülkiyye ve Sıhhıyye-i Umûmiye, İkdam gazetesinde temizliğin koleraya karşı en büyük tedbir olduğunu vurgulayan bir beyanat yayımladı: ellerin bol sabunlu suyla yıkanması, içme/ağız çalkalama suyunun kaynatılması, yemek kaplarının kaynar suyla temizlenmesi, ishal durumunda doktora başvurulması gibi önlemler halka duyuruldu. 1896'da Kolle tarafından tarif edilen ölü kolera aşısı hazırlama yöntemiyle Gülhane'de Dr. Reşat Rıza ve Dr. Mustafa Beylerin hazırladığı kolera aşısı 1913'te orduda kullanılmaya başlandı.

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin Rolü

Bu dönemde Askerî Sıhhiye Dairesi ile Hilâl-i Ahmer Cemiyeti birlikte çalışarak salgınlara karşı büyük bir mücadele verdi; ancak göçmenler ve cepheden dönen askerler Osmanlı topraklarına ulaştığında Edirne, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde de yayılma engellenemedi. Tarihçi Metin ve Sezer'e göre Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, düşman işgali sonucunda tahrip edilmiş yerlerdeki yerel halkın ve mülteci durumundaki insanların ihtiyaçlarını gidermek için imdat heyetleri oluşturdu; bu heyetlerin başlıca görevleri mevcut sağlık kurumlarını iyileştirmek, yetersizse yenisini açmak, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek ve halkın yiyecek/giyecek ihtiyaçlarını karşılamaktı.

İkinci Balkan Savaşı Sonrası Yeniden Alevlenme

I. Balkan Savaşı yıllarındaki salgınlar savaştan sonra kısmen kontrol altına alınsa da II. Balkan Savaşı'nda Edirne geri alındıktan sonra Rumeli'de yeniden salgın hastalıklar görülmeye başlandı; bunun üzerine seyyar tütsüleme/temizleme makineleri kullanılarak daha sıkı sağlık tedbirleri alındı, bölgede tecrithaneler kurularak karantina uygulandı ve Rumeli'den İstanbul'a gelen askerler kapsamlı muayene sonrası karantina merkezlerinde gözetim altında tutuldu. Salgınların göçmenler arasında hızla yayılması ve özellikle Tekirdağ'da kolera vakalarının görülmesi üzerine toplanma alanlarındaki göçmenlerin sevki hızlandırıldı; Nisan 1913'te göçmenlerin aşılanması ve sıhhiye komisyonları kurulması kararlaştırıldı. Göç yollarında kolera/tifüs/dizanteriden ölenlerin uygun olmayan koşullarda defnedilmesi hastalıkların yayılmasını daha da kolaylaştırdı. Ülke genelinde vaka artışı üzerine Ekim 1914'te Rumeli'den gelen tüm göçmen ve yolcular aşılanmaya başlandı; İstanbul'un yanı sıra İzmir, Adana, Akhisar, Diyarbakır gibi şehirler de kolera salgınlarından etkilendi.

Özet

  • Göç koşullarında temiz su eksikliği kolera, hijyen eksikliği tifüs salgınlarına yol açtı; Dağlar'a göre İstanbul'da hastaneler yetersiz kalınca camiler (Ayasofya, Sultanahmet) bile sağlık merkezine dönüştürüldü.
  • Cengiz ve diğerlerine göre 1913'te Gülhane'de geliştirilen kolera aşısı orduda kullanılmaya başlandı; halka hijyen kuralları İkdam gazetesi aracılığıyla duyuruldu.
  • Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Askerî Sıhhiye Dairesi'yle birlikte imdat heyetleri kurarak salgınlarla mücadele etti (Metin ve Sezer).
  • İkinci Balkan Savaşı sonrası Tekirdağ'da yeniden görülen kolera, göçmen sevkinin hızlandırılmasına ve Nisan 1913'te aşılama kararına yol açtı.
  • Ekim 1914'ten itibaren Rumeli'den gelen tüm göçmen ve yolcular aşılandı; salgınlar İstanbul'un ötesinde İzmir, Adana, Akhisar ve Diyarbakır'a kadar yayıldı.
Editoryal bilgi11. Sınıf Tarih · PDF sayfa 317–323
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Konu Testi