KONU ANLATIMI / 11. Sınıf

1766 İstanbul Depremi'nin Sosyal ve Ekonomik Etkileri

1766 İstanbul Depremi'nin Sosyal ve Ekonomik Etkileri

Şehrin Demografik Bağlamı

XVIII. yüzyılda İstanbul'un nüfusu yaklaşık 600-700 bin civarındaydı. Şehir bu dönemde sürekli göç alıyor, gerek göçler gerekse sık sık çıkan yangınlar nedeniyle konut sıkıntısı yaşanıyordu; bu durum taşradan gelip yerleşen ailelerin hareket alanlarını sınırlandırıyordu. Bu yapısal kırılganlık, depremin etkisini daha da ağırlaştıran bir zemin oluşturdu: 1766 İstanbul Depremi'nde çok sayıda konutun ağır hasar görmesi ve yıkılması, yolların kapanması, sosyal tesislerin ve vakıf binalarının zarar görmesi nedeniyle halk su, yiyecek, barınma ve ulaşım konularında ciddi sıkıntılarla karşılaştı.

Edebiyatta Depremin İzleri

Dönemin şair ve edipleri bu felaketi anlatan eserler kaleme aldı. İstanbul'da yaşayan Ermeni halk şairi Minas Ceranyan'ın 1766 Depremi'yle ilgili destansı şiiri bu eserlerin en bilinenlerinden biriydi. Şiirde geçen "Çarşılar kapandı, evler boşandı / Meydanlar hep çadır ile döşendi / Herkes nasıl suçu varmış düşündü / Kem gözden kaygıya daldı İstanbul" dizeleri, hem fiziksel yıkımı hem de depremin yarattığı toplumsal vicdan muhasebesini ("herkes nasıl suçu varmış düşündü") edebi biçimde yansıtır. Bu şiirin bir Ermeni şair tarafından yazılmış olması, depremin İstanbul'un tüm etnik-dinî topluluklarını (Müslüman, Ermeni, Rum vd.) ortak bir felaket deneyiminde birleştirdiğini gösterir.

Gıda Tedarikinde Yaşanan Krizler

Tarihçi Afyoncu ve Mete'nin aktardığına göre, insanların yiyecek temininde en önemli sorun fırınların ve değirmenlerin çalışamaz hale gelmesiydi. Sultanahmet ve Samatya gibi bölgelerde değirmenler yıkıldı; Samatya'da surlara bitişik dört değirmen, surların üzerlerine yıkılmasıyla tahrip oldu ve buğdaylar açıkta kalarak çürüme tehlikesiyle karşılaştı. Fırınların yıkılması halkın ekmek teminini zorlaştırdığı için, fırınların tamir ve inşasına diğer binalardan öncelik verildi; sahipleri bu işi yerine getirmezse fırınların talip olanlara satılması emredildi. İmaretlerin (halka ücretsiz yemek dağıtan hayır kurumlarının) ekmek ihtiyacını karşılayan fırınların yıkılması da bu hizmetleri aksattı — bu, bir afetin dolaylı olarak en yoksul kesimlerin gıda güvenliğini nasıl tehdit edebileceğini gösteren somut bir örnektir.

Toplumsal Dayanışma Mekanizmaları

Yardım dağıtımında kadınlara ve çocuklara öncelik verildi; kadınlar mahallelerdeki yardım faaliyetlerinde aktif rol alarak sosyal dayanışmanın güçlenmesine katkıda bulundu. Dönemin şeyhülislamı, depremden sonra dilencilerin korunmasına yönelik bir fetva yayımladı — bu, dinî otoritenin afet sonrası sosyal koruma mekanizmalarına doğrudan katkı sağladığını gösterir. Mahallelerde din görevlileri ve esnaf birlikleri (loncalar) aracılığıyla insanların temel ihtiyaçları karşılandı; cami ve tekkeler yardımlaşma ve haberleşmenin merkezi hâline geldi, özellikle Eyüp ve Üsküdar'daki vakıf kurumları aktif rol aldı. Mevsim yaz olduğu için uygun bölgelere çadırlar kuruldu, bazı hayırsever aileler evlerini depremzedelere açarak onları misafir etti.

Yıkılan medreseler nedeniyle eğitim öğretim faaliyetleri sekteye uğradı; ancak müderrislerin kurduğu geçici ders halkalarıyla bu açık kapatılmaya çalışıldı — bu, kurumsal altyapı çöktüğünde bile eğitim faaliyetinin gayri resmi biçimde sürdürülebildiğini gösterir. Rum ve Ermeni kiliselerinin tamiratı için Müslüman ustalar gönderilerek farklı dinî cemaatler arasında iş birliği geliştirildi.

Halk İnancı ve Panik

Deprem, halk arasında "Allah'ın gazabı" olarak yorumlandı; deprem sonrası ortaya atılan asılsız rivayetler nedeniyle bazı insanlarda panik rahatsızlıkları baş gösterdi. Bu tepki, 1755 Lizbon Depremi'nde görülen "ilahi ceza" yorumuyla dikkat çekici bir benzerlik taşır — iki farklı din ve coğrafyada, halkın büyük ölçekli doğal felaketleri açıklama biçiminin benzer bir dinî çerçeveye başvurduğu görülür.

Ekonomik Hasarın Boyutu

İstanbul, devletin başkenti ve en önemli idari-ticari merkeziydi; farklı bölgelerden getirilen ürünler burada toplanıyor, ülke genelindeki ticaret buradan yönetiliyordu. Depremde hasar gören yapılar işlevlerine göre sınıflandırıldığında yaklaşık %30'unun cami, %20'sinin eğitim binası, %15'inin mirî (devlet) hizmet binası, %10'unun sur, %10'unun saray, %5'inin ticari yapı, %10'unun da diğer yapılar (türbe, imaret, darüşşifa) olduğu belirlendi. Tarihçi Mazlum'un aktardığına göre, depremin yol açtığı maddi zararın 22.000 keseyi (yaklaşık 11.000.000 kuruş) bulduğu tahmin edilmektedir; depremi izleyen yıllarda İstanbul'un adeta bir şantiye görünümüne büründüğü, arşiv belgelerinin (arzlar, fermanlar, hükümler) bu yoğun onarım sürecini ayrıntılarıyla belgelediği anlaşılmaktadır.

Ekonomik Önlemler

Depremin yol açtığı maddi hasarı gidermek için Divan-ı Hümayun, her evden 22 akçe ek vergi toplanmasına karar verdi. Sultan II. Bayezid'in kurduğu vakfın dört yıllık geliri, depremde hasar gören cami ve imaretlerin onarımına ayrıldı. Deprem sonrası inşaat sektöründeki fiyat artışlarını önlemek için narh (fiyat tavanı) uygulaması getirilerek malzeme ve işçilik ücretlerinin makul dengede kalması sağlandı. Devlet, yeni binaların kâgir olması zorunluluğunu getirdi; ancak halkın büyük bölümü, barınma ihtiyacını daha hızlı karşılamak için yeni evlerini yine ahşap malzemelerden inşa etmekte ısrar etti — bu, resmi politika ile halkın pratik ihtiyaçları arasındaki gerilimi gösteren önemli bir ayrıntıdır. Su şebekelerine, yollara ve depolara verilen hasar yüzünden su ve yiyecek temininde sıkıntılar yaşandı; ev sahibi-kiracı anlaşmazlıkları mahkemelere taşındı; ahırların yıkılmasıyla hayvanlar barınaksız kaldığı için hayvancılık gelirleri de azaldı.

Özet

  • 600-700 bin nüfuslu İstanbul'da deprem, önceden var olan konut sıkıntısını daha da ağırlaştırdı; Ermeni şair Minas Ceranyan'ın destansı şiiri felaketi tüm topluluklar için ortak bir deneyim olarak edebi biçimde belgeledi.
  • Fırın ve değirmenlerin yıkılması ciddi bir gıda tedarik krizine yol açtı; yardım dağıtımında kadın-çocuk önceliği, şeyhülislamın dilenci koruma fetvası ve cami/tekkelerin dayanışma merkezi olması toplumsal dayanışmayı güçlendirdi.
  • Deprem halk arasında "Allah'ın gazabı" olarak yorumlandı (Lizbon'daki "ilahi ceza" yorumuna paralel bir tepki); Rum ve Ermeni kiliselerinin onarımına Müslüman ustaların gönderilmesi dinler arası iş birliğini gösterir.
  • Ekonomik hasar ~11.000.000 kuruşu buldu; Divan-ı Hümayun ek vergi topladı, narh uygulamasıyla fiyat artışları önlendi, kâgir bina zorunluluğuna rağmen halk pratik nedenlerle ahşap inşaata devam etti.
Editoryal bilgi11. Sınıf Tarih · PDF sayfa 78–82
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Konu Testi