KONU ANLATIMI / 8. Sınıf

Sevr Antlaşması

SEVR ANTLAŞMASI (10 AĞUSTOS 1920)

I. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte, galip devletler mağlup devletlerle yapılacak barış antlaşmalarının şartlarını belirlemek için Paris Barış Konferansı'nı (Ocak 1919) toplamışlardı. Bu konferansta Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile imzalanacak antlaşmaların şartları belirlenmiş ve kısa süre içinde imzalanmıştı. Ancak Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması uzun süre gecikmiştir.

Bu gecikmenin en temel iki nedeni şunlardır: Birincisi, İtilaf devletlerinin "Şark Meselesi" (Doğu Sorunu) kapsamında Osmanlı topraklarını (özellikle Boğazlar ve petrol bölgeleri) kendi aralarında nasıl paylaşacakları konusunda derin görüş ayrılıkları yaşamalarıdır. İkincisi ve en önemlisi ise; Anadolu'da Türk halkının işgallere karşı büyük bir direniş başlatması, Kuvâ-yı Millîye'nin doğuşu, Misak-ı Millî kararlarının alınması ve nihayetinde Ankara'da bağımsızlığı şiar edinen Büyük Millet Meclisinin (BMM) açılmış olmasıdır.

Anadolu'da her geçen gün büyüyen, teşkilatlanan ve güçlenen Millî Mücadele hareketi, işgalci İtilaf devletlerini ciddi şekilde telaşlandırdı ve Osmanlı Devleti'yle yapılacak barış sürecini hızlandırmak zorunda bıraktı.

San Remo Konferansı ve Yunan İlerleyişi

İtilaf devletleri, Osmanlı Devleti ile imzalanacak barış antlaşmasının taslağını nihai olarak hazırlamak üzere 18-26 Nisan 1920 tarihlerinde İtalya'nın San Remo şehrinde bir konferans düzenlediler. Osmanlı Devleti'nin fikri dahi alınmadan hazırlanan ve bir barıştan çok "idam fermanı" niteliği taşıyan bu taslak, Paris'e davet edilen Sadrazam Tevfik Paşa başkanlığındaki Osmanlı heyetine sunuldu.

Tevfik Paşa, metni incelediğinde bu şartların bağımsız bir devletin egemenlik, hükümranlık hakları ve ülke bütünlüğü ile asla bağdaşmadığını, devletin bağımsızlığını fiilen ortadan kaldırdığını belirterek antlaşma şartlarını reddetti ve durumu İstanbul Hükümeti'ne bildirdi.

Tevfik Paşa'nın antlaşmayı reddetmesi ve BMM'nin Anadolu'daki kararlı duruşu üzerine, İtilaf devletleri barış şartlarını Osmanlı Hükümeti'ne zorla kabul ettirmek için askerî bir hamle yapma kararı aldılar. İngilizlerin lojistik ve siyasi desteğini arkasına alan Yunan kuvvetleri, 22 Haziran 1920'de Batı Anadolu'da Milne Hattı'ndan genel bir saldırıya geçtiler. Kısa süre içinde Nazilli, Balıkesir, Bursa, İzmit, Uşak, Alaşehir ve Edirne Yunanlılar tarafından işgal edildi. Aynı günlerde İngilizler de Mudanya ve Bandırma'ya asker çıkardılar.

Saltanat Şurası ve Antlaşmanın İmzalanması

Askerî baskının artması, başkent İstanbul'un dahi tehdit altında kalması ve işgallerin yayılması üzerine, Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, antlaşmayı görüşmek üzere devletin ileri gelenlerinden oluşan "Saltanat Şurası"nı (Yıldız Sarayı'nda) topladı. Şurada yapılan görüşmeler sonucunda, Topçu Feriki (Korgeneral) Rıza Paşa dışındaki tüm üyelerin onayıyla, devletin tamamen yok olmasından ziyade elde kalan küçük bir toprak parçasında varlığını sürdürmesi gerektiği savunularak antlaşmanın kabul edilmesine karar verildi.

Millî iradeyi hiçe sayan bu karar doğrultusunda Hâdi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis'ten oluşan Osmanlı heyeti Paris'e giderek, 10 Ağustos 1920 tarihinde Fransa'nın başkenti yakınlarındaki Sevr (Sèvres) porselen fabrikasının konferans salonunda antlaşmayı imzaladı. Toplam 433 maddeden oluşan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'ni fiilen tarihe gömen, Türk milletine yaşama hakkı tanımayan son derece ağır şartlar içermekteydi.

Sevr Antlaşması'nın Önemli Maddeleri

Sevr Antlaşması'nın maddeleri, ülkeyi siyasi, askerî ve ekonomik açıdan tamamen dışa bağımlı hale getiriyordu:

Siyasi ve Bölgesel (Sınır) Hükümler

  • İstanbul ve Boğazlar: İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak; ancak azınlıkların hakları gözetilmezse ve antlaşma şartlarına uyulmazsa İstanbul Türklerin elinden alınacak.
  • Boğazlar Komisyonu: Çanakkale ve İstanbul Boğazları, içinde Türk üye bulunmayan, ayrı bir bütçesi ve bayrağı olan uluslararası bir "Boğazlar Komisyonu" tarafından yönetilecek. Boğazlar savaş ve barış zamanında tüm devletlerin gemilerine açık olacak. (Bu madde, Osmanlı'nın başkenti üzerindeki egemenliğini ve güvenliğini tamamen yok etmiştir).
  • Paylaşım Planı:
  • Anadolu'nun batısı (İzmir ve çevresi), Doğu Trakya ve Ege adaları Yunanistan'a verilecek.
  • Antalya, Konya, İç Batı Anadolu ve On İki Ada İtalya'ya bırakılacak.
  • Antep, Urfa, Mardin, Suriye ve Çukurova bölgesi (Adana'dan Kayseri'ye ve Sivas'ın kuzeyine kadar) Fransa'ya verilecek (Fransız nüfuz bölgesi olacak).
  • Irak, Ürdün ve Filistin dâhil Arap topraklarında İngiliz manda yönetimi kurulacak.
  • Doğu Anadolu: Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan devleti ve güneyinde özerk bir Kürdistan devleti kurulacak.

Askerî Hükümler

  • Osmanlı ordusu büyük ölçüde terhis edilecek. Askerlik mecburi bir hizmet olmaktan çıkarılıp gönüllülük esasına dayanacak.
  • Ordunun toplam mevcudu (jandarma gücü dâhil) iç güvenliği sağlamakla görevli sadece 50.700 kişi ile sınırlı olacak.
  • Osmanlı ordusunun elinde ağır silahlar (top, tank vs.), uçak ve denizaltı bulunmayacak; deniz gücü birkaç küçük yelkenli gemiden ibaret kalacak. (Amaç: Türk milletini olası işgaller karşısında tamamen savunmasız bırakmaktır).

Ekonomik Hükümler

  • Mali Komisyon: Osmanlı Devletinin maliyesi (bütçesi, vergileri, harcamaları), İtilaf devletleri temsilcilerinden oluşan bir "Mali Komisyon"un kontrolünde olacak. Osmanlı bütçesi bu komisyonun onayından geçmeden kullanılamayacak.
  • Kapitülasyonlar: İttihat ve Terakki Hükümeti döneminde tek taraflı olarak kaldırılan kapitülasyonlar, bütün İtilaf devletleri vatandaşları lehine yeniden ve daha kapsamlı bir şekilde uygulamaya konulacak.
  • Kazı izinleri (arkeolojik araştırmalar) sadece İtilaf devletlerinin onayladığı deneyimli yabancı kişilere verilecek; Türk bilginleri ise kendi ülkelerinde kazı yapmaktan men edilebilecek.

Antlaşmanın Hukuki Statüsü: Ölü Doğmuş Bir Antlaşma

Sevr Antlaşması, Türk tarihinde çok istisnai bir hukuki ve siyasi konuma sahiptir. Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi'ye göre, uluslararası antlaşmaların geçerli olabilmesi için Mebusan Meclisi'nin onayından geçmesi gerekmekteydi. Ancak, 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgali sonrasında Mebusan Meclisi İtilaf devletlerinin baskısıyla dağıtılmış olduğu için, Sevr Antlaşması meclis onayına sunulamamıştır. Sadece Saltanat Şurası tarafından onaylanıp padişahın imzasıyla yürürlüğe girmesi hukuken mümkün değildir.

Bu nedenle, ulusal iradenin onayı olmadan imzalanan ve meclis tasdikinden geçmeyen Sevr Antlaşması, hukuken geçersiz, yani ölü doğmuş bir antlaşma (hükümsüz) kabul edilir. Zaten Millî Mücadele'nin askerî başarıları sayesinde (özellikle Lozan Barış Antlaşması ile) Sevr hiçbir zaman bütünüyle uygulanamamış, tarihin tozlu sayfalarında karanlık bir belge olarak kalmıştır.

BMM'nin Tepkisi ve Millî Mücadele'ye Etkisi

Sevr Antlaşması'nın şartları, Türk milletinin bağımsızlığını, vatanın bütünlüğünü ve var olma hakkını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan; Misak-ı Millî sınırlarını paramparça eden bir belgedir.

Antlaşmanın maddelerinin öğrenilmesi, Anadolu'da büyük bir infial, öfke ve yas yarattı. Fakat bu karanlık tablo, Türk halkında karamsarlık ve umutsuzluk yaratmak yerine, tam tersine direnme gücünü, mücadele azmini ve milli bilincin uyanışını daha da artırmıştır. Vatanın parçalandığını gören halk, kurtuluşun ancak ve ancak savaşarak, Büyük Millet Meclisi etrafında kenetlenerek mümkün olacağını daha iyi anlamıştır.

Büyük Millet Meclisi, 19 Ağustos 1920 tarihinde aldığı tarihî bir kararla, Sevr Antlaşması'nı şiddetle reddetmiş, antlaşmayı imzalayan Osmanlı heyeti üyelerini ve onaylayan Saltanat Şurası üyelerini "vatan haini" ilan etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ise antlaşmaya yönelik tavrını yabancı bir gazeteciye verdiği demeçte şu sözlerle tarihe not düşmüştür: "Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak yaşama hakkımızı inkâr ve ortadan kaldırmaya yönelik olan Sevr Antlaşması, bizce mevcut değildir!"

Meclisteki milletvekilleri de kürsüden yaptıkları ateşli konuşmalarla antlaşmayı tanımadıklarını ilan ettiler. Örneğin Antalya Mebusu Rasih Efendi, Türk milletinin şanlı tarihine vurgu yaparak, "bu milletin hiçbir vakit boynunu uzatıp, bu antlaşmayı kabul edip böyle sınırlı bir sahada esir olarak kalamayacağını" haykırmıştır. Nihayetinde Türk milleti, İstiklal Harbi'ni kazanarak bu paçavrayı yırtıp atmış ve Lozan Barış Antlaşması ile kendi şartlarını tüm dünyaya kabul ettirmiştir.

Editoryal bilgi8. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük · PDF sayfa 89–91
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Sevr Antlaşması Testi