Türkistan'da Kurulan İlk Türk Devletlerinin Medeniyetimize Katkıları
Orta Asya veya tarihî adıyla Türkistan, "Türklerin yurdu" anlamına gelir ve tarihte bilinen ilk Türk devletlerinin doğup büyüdüğü topraklardır. Doğuda Kingan Dağları, batıda Hazar Denizi, kuzeyde Altay Dağları ve güneyde Himalaya ve Karanlık dağları ile çevrili olan bu geniş coğrafya, Türk milletinin binlerce yıllık karakterini, yaşam tarzını ve medeniyetini şekillendirmiştir.
Türkistan'ın zorlu iklim koşulları ve geniş bozkırları, Türklerin siyasi yapısını, ekonomik faaliyetlerini ve sosyal hayatını doğrudan etkilemiştir. Hayvancılığa dayalı konargöçer (göçebe) yaşam tarzı, bu coğrafyanın bir zorunluluğuydu. Ancak Türkler sadece doğaya ayak uydurmakla kalmamış; kurguladıkları güçlü aile yapısı, töre dedikleri yazısız hukuk kuralları ve muazzam askerî teşkilatları ile dünya tarihine damga vuran devletler kurmuşlardır.
Bu ünitemizde Asya Hun Devleti, Göktürkler (Kök Türkler) ve Uygurlar başta olmak üzere ilk Türk devletlerinin medeniyet yolculuğunu ve bizlere bıraktıkları mirası detaylıca inceleyeceğiz.
1. Asya Hun Devleti (Büyük Hun İmparatorluğu)
Tarihte bilinen ilk teşkilatlı Türk devleti Asya Hun Devleti'dir. Başkenti Ötüken olan bu devletin bilinen ilk hükümdarı Teoman'dır. Ancak Hunları en parlak dönemine ulaştıran ve Orta Asya'daki tüm Türk boylarını tek bir bayrak altında toplayan efsanevi lider Mete Han'dır.
Mete Han ve Askerî Deha: Onlu Sistem
Mete Han'ın dünya askeri tarihine en büyük katkısı "Onlu Sistem"dir. Orduyu on, yüz, bin ve on binlik bölümlere ayırarak her birliğin başına onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı atamıştır. Emir-komuta zincirini kusursuz hale getiren bu sistem, o kadar başarılı olmuştur ki günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri dahil modern dünyanın pek çok ordusu tarafından hala kullanılmaktadır. Nitekim Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın kuruluş yılı, Mete Han'ın tahta çıktığı M.Ö. 209 yılı olarak kabul edilir.
Çin Seddi ve Ekonomik İlişkiler
Hunların savaşçı özellikleri ve akınları, komşuları Çinlileri oldukça zorlamış, Çinliler bu akınları durdurabilmek için dünyanın en uzun savunma duvarı olan Çin Seddi'ni inşa etmek zorunda kalmışlardır. Ancak Mete Han Çin'i mağlup etmesine rağmen, Türklerin asimile (kalabalık nüfus içinde eriyip benliklerini kaybetmesi) olmasını önlemek amacıyla Çin topraklarına yerleşmemiş, onları sadece vergiye bağlamayı tercih etmiştir.
İpek Yolu'nun kontrolü Hunların eline geçince ekonomik olarak da büyük bir güç elde ettiler. Türkler, Çin'e kürk, at ve et gibi hayvansal ürünler satarken; onlardan ipek, tarım ürünleri ve tahıl alıyorlardı.
2. Kök Türkler (Göktürkler)
Asya Hun Devleti'nin yıkılmasının ardından dağınık halde yaşayan Türk boylarını Bumin Kağan önderliğinde yeniden birleştiren devlet I. Göktürk Devleti'dir. Başkenti yine Ötüken olan Göktürklerin en önemli özelliği, tarihte "Türk" adıyla kurulan ilk devlet olmalarıdır. Bu durum, onlarda yüksek bir millî bilincin olduğuna işaret eder.
Ergenekon Destanı ve Yeniden Doğuş
I. Göktürk Devleti Çin entrikaları ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılıp Çin egemenliğine girince, Türk milleti bağımsızlık karakterinden asla ödün vermemiştir. Kürşat ve 40 çerisinin Çin sarayını basarak başlattığı bağımsızlık ateşi, Kutluk Kağan (İlteriş - İli derleyen, toplayan) önderliğinde II. Göktürk (Kutluk) Devleti'nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Türklerin demirden bir dağı eriterek hürriyetlerine kavuşmasını anlatan Ergenekon Destanı, Göktürklerin bu diriliş hikayesini sembolize eder.
Türk Tarihinin İlk Yazılı Belgeleri: Orhun Abideleri
Göktürklerin medeniyetimize bıraktığı en büyük hazine şüphesiz Orhun Yazıtları (Göktürk Abideleri)'dır. II. Göktürk Devleti döneminde Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin ve bilge vezir Tonyukuk adına dikilen bu anıtlar, Türk adının geçtiği ilk Türkçe metinlerdir.
Orhun Abideleri sıradan taşlar değil, bir millete verilen devlet yönetim dersidir. Üzerindeki yazılarda hakanın millete hesap vermesi, halkın devlete karşı görevleri, Çin'in ipeğine ve tatlı sözüne kanılmaması gerektiği anlatılır. Bu durum Göktürklerde sosyal devlet anlayışının (devletin halkı aç bırakmaması, giydirmesi) olduğunu kanıtlar. Ayrıca kendilerine ait 38 harfli Göktürk Alfabesini kullanmaları, kültürel bağımsızlıklarına ne kadar önem verdiklerinin kanıtıdır.
3. Uygurlar: Yerleşik Hayata Geçiş ve Değişen Kültür
Kutluk Devleti'nin zayıflamasıyla Karluk ve Basmil boylarıyla birleşerek devleti yıkan Uygurlar, Kutluk Bilge Kül Kağan önderliğinde kendi devletlerini kurdular. Başkentlerini Karabalgasun'a (Ordubalık) taşıyan Uygurlar, kendilerinden önceki Türk devletlerinden tamamen farklı bir gelişim göstermiştir.
Maniheizm ve Yerleşik Yaşamın Etkileri
Bögü Kağan döneminde Uygurlar, Çin seferi dönüşünde Maniheizm dinini kabul ettiler. Mani dini et yemeyi ve savaşmayı yasaklıyordu. Et yiyemeyen Uygurlar tarıma yöneldi. Tarım yapabilmek için göçebeliği bırakıp toprağa bağlandılar ve evler, tapınaklar inşa ettiler. Böylece Türk tarihinde yerleşik hayata geçen ilk devlet Uygurlar oldu.
Savaşçı özelliklerini kısmen kaybetmelerine rağmen Uygurlar, bilim, sanat ve edebiyatta zirveye ulaştılar. - Şehircilik ve Mimari: İlk kez evler, saraylar ve şehirler kurdular. - Kültür ve Sanat: 18 harfli Uygur Alfabesini kullandılar. Çinlilerden öğrendikleri kâğıt ve matbaayı geliştirerek kullandılar, böylece Türk tarihinde ilk kütüphaneleri kurdular. - Tiyatro (Orta Oyunu): Günümüz Türk tiyatrosunun temelini oluşturan orta oyunu benzeri tiyatro eserleri verdiler. - Minyatür sanatı, fresko (duvar resmi) ve çinicilikte ustalaştılar.
İlk Türk Devletlerinde Devlet Yönetimi ve Toplum Yapısı
Kurultay (Toy) ve İstişare Kültürü
İlk Türk devletlerinde siyasi, askerî ve ekonomik kararların alındığı, devletin ileri gelenlerinin toplandığı meclise Kurultay (Toy) denirdi. Kurultay'a kağan, hatun (kağanın eşi), boy beyleri ve komutanlar katılırdı. Hatunun kurultaya katılması ve yabancı elçileri kabul etmesi, eski Türklerde kadına verilen büyük değerin göstergesidir. Kurultay bir danışma meclisiydi, son söz kağana ait olsa da kurultay kararları kağanı da bağlardı, bu da demokratik bir yönetimin izlerini taşır.
Kut İnancı ve İkili Teşkilat
Türkler, devleti yönetme yetkisinin Gök Tengri (Tanrı) tarafından kağana verildiğine inanırdı. Bu inanca Kut denirdi. Kut, kan yoluyla babadan oğula geçtiği için hanedanın tüm erkek üyelerinin tahta çıkma hakkı vardı. Bu durum sık sık taht kavgalarına ve devletlerin kısa sürede bölünerek yıkılmasına sebep olmuştur.
Devlet yönetimi kolaylaştırmak için ülke "Doğu" ve "Batı" olmak üzere ikiye ayrılır (İkili Teşkilat). Güneşin doğduğu yön kutsal sayıldığı için asıl hükümdar (Kağan) Doğu'yu yönetir, Batı'nın yönetimi ise "Yabgu" unvanıyla hükümdarın kardeşine bırakılırdı.
Töre ve Toplumsal Sınıfsızlık
Yazısız hukuk kurallarına Töre denirdi. Töreye kağan dahil herkes uymak zorundaydı, bu durum "hukukun üstünlüğü" ilkesinin uygulandığını gösterir. Ayrıca Türklerde Avrupa'daki gibi soylu-köylü, efendi-köle şeklinde bir sosyal sınıf ayrımı yoktu. Toprak devlete aitti ve göçebe yaşam nedeniyle herkes eşit şartlarda yaşıyor, herkes asker sayılıyordu (Ordu-Millet anlayışı).
Sık Karıştırılan Kavramlar ve Yanılgılar
- Yanlış: İlk Türk devletlerinde kadınların hiçbir siyasi hakkı yoktu. Doğrusu: Hatun (hükümdarın eşi) devlet yönetiminde söz sahibiydi, kurultaya katılır ve elçi kabul ederdi.
- Yanlış: Hunlar ve Göktürkler yazıyı hiç bilmiyordu. Doğrusu: Hunların da yazıyı kullandığına dair bulgular vardır ancak bize ulaşan en eski ve en hacimli yazılı belge Göktürkler dönemindeki Orhun Abideleridir. Uygurlar ise matbaayı kullanarak yazılı kültürü çok daha ileri taşımıştır.
- Yanlış: Göçebe yaşam tamamen ilkelliği ifade eder. Doğrusu: Konargöçer yaşam, Orta Asya'nın coğrafi zorunluluğuydu. Hayvancılık ve atlı askerî sistemin temelidir. Göçebe Türkler demiri işleme, sanat eserleri (hayvan üslubu) ve devlet teşkilatlanması konusunda son derece ileriydiler.
Öğrenme ve Gözlem Etkinliği
Orhun Abidelerinden alınan "Aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim, fakir milleti zengin kıldım." cümlesi üzerinde düşünelim. Günümüzde devletin yoksul vatandaşlarına yardım etmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerini ücretsiz sunması anlayışına "Sosyal Devlet" diyoruz. Göktürk Kağanı'nın binlerce yıl önce taşlara kazıttığı bu söz, Türk kültüründe sosyal devlet anlayışının ne kadar köklü olduğunu göstermektedir.
Yayın ilkelerimiz · Hata bildir