Siyasi Alandaki Gelişmeler
Kurtuluş Savaşı’nın askeri zaferle sonuçlanmasının ardından yeni Türk Devleti’nin önündeki en büyük görev, siyasi, hukuki ve sosyal yapıyı çağın gereklerine göre yeniden şekillendirmekti. Askeri alanda kazanılan bağımsızlık, ancak siyasi ve kurumsal alanda yapılacak köklü devrimlerle (inkılaplarla) güvence altına alınabilirdi. Bu doğrultuda siyasi alanda atılan adımlar, Türkiye'yi teokratik ve monarşik bir imparatorluk kalıntısından, milli egemenliğe dayanan çağdaş ve demokratik bir cumhuriyete dönüştürmüştür.
1. Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, İtilaf Devletleri Lozan Barış Konferansı’na hem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükûmetini hem de İstanbul Hükûmetini davet ettiler. İtilaf Devletleri’nin bu hamledeki temel amacı, Türk tarafı arasında ikilik çıkararak masada kendi çıkarlarına uygun kararları dikte etmekti. Bu tarihi fırsat ve tehdit, Mustafa Kemal Paşa’nın milli egemenliği tam anlamıyla tesis etmek için beklediği kıvılcımı ateşledi.
- Sürecin Gelişimi: Mustafa Kemal, TBMM'ye sunduğu önergeyle, hilafet ile saltanatın birbirinden ayrılmasını ve saltanatın kaldırılmasını teklif etti. Uzun ve ateşli tartışmaların ardından 1 Kasım 1922'de kabul edilen yasayla Saltanat kaldırıldı.
- Sonuçları ve Önemi:
- 600 yıllık Osmanlı Devleti resmen ve hukuken sona erdi.
- Lozan Konferansı’nda Türk milletini temsil etme yetkisi tek başına TBMM'ye kaldı ve İtilaf Devletleri'nin ikilik çıkarma planı suya düştü.
- Milli egemenlik ilkesinin önündeki en büyük engel kaldırılarak, Cumhuriyetin ilanına giden yol açıldı.
- Son Padişah Vahdettin ülkeyi terk etmiş, TBMM Osmanlı hanedanından Abdülmecit Efendi'yi, siyasi yetkileri olmayan sembolik bir "Halife" olarak seçmiştir.
2. Ankara'nın Başkent Olması (13 Ekim 1923)
Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması ve İstanbul'un işgal güçlerinden tahliye edilmesinin ardından, yeni devletin yönetim merkezinin neresi olacağı sorunu gündeme geldi. İstanbul, Osmanlı'nın başkentiydi ancak askeri, stratejik ve siyasi nedenlerden dolayı yeni Türkiye'nin başkenti olmaya uygun görülmüyordu.
- Gerekçeler:
- Askeri ve Stratejik Nedenler: Ankara'nın Anadolu'nun merkezinde, işgale uğraması zor ve savunması kolay bir konumda bulunması. Boğazların (Lozan'a göre) uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek olması İstanbul'u stratejik olarak savunmasız bırakıyordu.
- Siyasi ve Tarihi Nedenler: Ankara, Milli Mücadele'nin kalbi ve TBMM'nin kuruluş yeriydi. İstanbul ise eski rejimin, Osmanlı'nın ve teslimiyetçi politikaların sembolüydü. Yeni devletin, tamamen yeni, milli ve bağımsız bir merkezden yönetilmesi gerekiyordu.
- Karar: 13 Ekim 1923'te İsmet Paşa ve 14 arkadaşının meclise sunduğu kanun teklifinin kabul edilmesiyle Ankara resmen Türkiye Devleti'nin başkenti ilan edildi.
3. Cumhuriyet'in İlanı (29 Ekim 1923)
TBMM'nin açılmasıyla birlikte fiilen milli egemenliğe dayalı bir yönetim kurulmuş olsa da, devletin adının ve rejiminin ne olduğu resmen açıklanmamıştı. "Devletin başkanı kimdir?" ve "Rejim nedir?" soruları, özellikle Ekim 1923'te patlak veren hükûmet bunalımıyla (Ekim Krizi) iyice su yüzüne çıktı. O dönemde uygulanan "Meclis Hükûmeti Sistemi"nde bakanların tek tek meclis içinden oylanarak seçilmesi, hükûmet kurmayı neredeyse imkansız hale getirmişti.
- İlan Süreci: Bu tıkanıklığı aşmak için Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ile birlikte bir anayasa değişikliği taslağı hazırladı. 29 Ekim 1923'te meclise sunulan taslak kabul edildi ve "Türkiye Devleti'nin hükûmet şekli Cumhuriyet'tir." maddesi anayasaya eklendi.
- Sonuçları ve Önemi:
- Yeni devletin rejim tartışmaları ve adının ne olacağı sorunu kesin olarak çözüldü.
- Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçilerek "Devlet Başkanlığı" sorunu ortadan kaldırıldı.
- Meclis Hükûmeti Sisteminden, "Kabine Sistemi"ne geçildi. Böylece başbakanın bakanları seçtiği ve meclisten güvenoyu aldığı daha hızlı çalışan bir yürütme organı oluşturuldu. İlk Başbakan İsmet (İnönü) Paşa, ilk TBMM Başkanı ise Fethi (Okyar) Bey oldu.
4. Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Cumhuriyet'in ilanından sonra, eski rejimin son kalıntısı olan ve sadece dini/sembolik yetkileri bulunan Halifelik makamı (Abdülmecit Efendi) büyük bir sorun haline gelmeye başlamıştı. Halife, bütçeden kendisine ayrılan ödeneği yetersiz buluyor, siyasi bir otorite gibi davranıyor, elçileri kabul ediyor ve Cumhuriyet karşıtlarının sığındığı bir odak haline geliyordu.
- Gerekçeler:
- Laik ve modern bir devlet yapısında dini liderlik ile devlet başkanlığının bir arada bulunamayacağı gerçeği.
- Halifelik makamının, yapılacak devrimlerin ve yeniliklerin önünde en büyük potansiyel engel ve tehlike olması.
- Milli egemenlik anlayışının, gücünü dinden ve geçmişten alan bir kurumla bağdaşmaması.
- Kaldırılması ve Aynı Gün Yapılan Diğer Yenilikler: 3 Mart 1924'te çıkarılan bir kanunla Halifelik resmen kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı üyeleri yurt dışına sürgün edildi. Aynı gün laikleşme sürecini hızlandıran üç kritik yasa daha kabul edildi:
- Şeriye ve Evkaf Vekâleti (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) Kaldırıldı: Yerine günümüzdeki Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurularak din işleri siyasetten ayrıldı.
- Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti (Savaş Bakanlığı) Kaldırıldı: Ordu siyasetten arındırılarak Genelkurmay Başkanlığı kuruldu.
- Tevhid-i Tedrisat Kanunu Kabul Edildi: Eğitimde laiklik ve birlik sağlandı.
5. 1924 Anayasası'nın Kabulü
Devletin rejimi Cumhuriyet olarak belirlendikten sonra, Olağanüstü savaş şartlarında hazırlanan ve temel hakları yeterince düzenlemeyen 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye), yeni ve modern devletin ihtiyaçlarını karşılayamıyordu. Çağdaş, detaylı ve kurumları net tanımlayan yeni bir anayasaya ihtiyaç vardı.
- Özellikleri: 20 Nisan 1924'te kabul edilen anayasa, Türkiye'nin ikinci anayasasıdır. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ilkesini korumuştur.
- Karma Hükümet Sistemi: Güçler birliği (yasama ve yürütmenin mecliste toplanması) ile görevler ayrılığı (yürütme yetkisinin hükûmete devredilmesi) esasını benimseyen "Karma Sistem" uygulanmıştır.
- Temel hak ve hürriyetler (basın, toplanma, eğitim, mülkiyet hakları vb.) anayasal güvence altına alınmıştır.
- Başlangıçta "Devletin dini İslam'dır" maddesini içerse de, bu madde 1928'de laiklik ilkesi doğrultusunda anayasadan çıkarılmış, 1937'de ise Atatürk'ün 6 temel ilkesi anayasaya eklenmiştir.
Siyasi alanda atılan bu adımlar, Türkiye'nin demokratikleşme, laikleşme ve çağdaşlaşma serüveninin en hayati ve en zorlu virajlarıdır. Geçmişin köklü kurumlarının tasfiye edilip yerine aklı ve bilimi esas alan modern kurumların inşa edilmesi, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün ve kararlılığının bir sonucudur.
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir