Atatürk'ün II. Dünya Savaşı Öncesi Tespitleri ve Girişimleri
Giriş
Mustafa Kemal Atatürk, sadece bir askeri deha değil, aynı zamanda dünya siyasetini ve devletlerin güç dengelerini mükemmel bir şekilde analiz edebilen vizyoner bir devlet adamıydı. I. Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan barış antlaşmalarının adaletsizliği ve ağır şartları, dünya barışının uzun sürmeyeceğini gösteriyordu. Atatürk, 1930'lu yılların başından itibaren yeni bir dünya savaşının kapıda olduğunu sezmiş ve Türkiye'yi bu yaklaşan tehlikeden korumak için çok yönlü bir dış politika izlemiştir. Onun dış politikadaki temel ilkesi "Yurtta sulh, cihanda sulh" idi. Bu bölümde Atatürk'ün II. Dünya Savaşı öncesindeki öngörülerini ve barışı korumak, ülkenin güvenliğini sağlamak için attığı adımları inceleyeceğiz.
Yaklaşan Savaşın Ayak Sesleri ve Atatürk'ün Öngörüleri
I. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan Almanya, İtalya ve Japonya, 1930'lu yıllarla birlikte uluslararası alanda saldırgan ve yayılmacı politikalar izlemeye başladılar. Almanya'da Adolf Hitler'in liderliğindeki Nazi Partisi, Versailles (Versay) Antlaşması'nın getirdiği kısıtlamaları reddederek hızla silahlanmaya başladı. İtalya'da ise Benito Mussolini, Akdeniz'i bir "İtalyan Gölü" yapmak istiyor ve Kuzey Afrika'ya doğru yayılmayı hedefliyordu.
Atatürk, bu gelişmeleri çok yakından takip ediyordu. 1932 yılında ABD'li General MacArthur ile yaptığı bir görüşmede, yeni bir savaşın 1940-1945 yılları civarında patlak vereceğini, bu savaşta Avrupa'nın harabeye döneceğini ve asıl galibin Sovyetler Birliği olacağını ifade etmiştir. Gerçekten de savaş tam Atatürk'ün öngördüğü tarihlerde gerçekleşmiş ve sonuçları onun söylediği gibi olmuştur. Bu durum, onun ne kadar keskin bir siyasi görüşe sahip olduğunun kanıtıdır.
Atatürk, Türkiye'yi bu yaklaşan tehlikeden uzak tutmak ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla çevresindeki ülkelerle ittifaklar kurma yoluna gitmiştir.
Balkan Antantı (9 Şubat 1934)
İtalya ve Almanya'nın Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerinde yayılmacı emeller beslemesi, bu bölgedeki ülkeleri tedirgin ediyordu. İtalya'nın "Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma" hayali, Türkiye'nin batı sınırları için de doğrudan bir tehdit oluşturuyordu.
Bu tehditlere karşı sınırlarını güvence altına almak isteyen Atatürk, Balkan devletleriyle görüşmeler başlattı. Türkiye'nin öncülüğünde, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın katılımıyla 9 Şubat 1934'te Atina'da Balkan Antantı imzalandı. Bu antlaşmaya göre; * Katılımcı devletler birbirlerinin sınırlarına saygı gösterecek, * Balkanlar'da bir devlete yapılacak saldırı, hepsine yapılmış sayılacak, * Ortak savunma hattı oluşturulacaktı.
Böylece Türkiye, batı sınırını güvence altına almış ve dünya barışına katkıda bulunmuştur. (Bulgaristan, sınır anlaşmazlıkları ve toprak talepleri nedeniyle, Arnavutluk ise İtalya'nın baskısı altında olduğu için bu antanta katılmamıştır.)
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
Lozan Barış Antlaşması'na göre, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Boğazların her iki yakası askerden arındırılmıştı. Bu durum, Türkiye'nin egemenlik haklarını kısıtlıyor ve güvenliğini tehlikeye atıyordu.
1930'lu yılların ortalarına gelindiğinde İtalya'nın Habeşistan'a saldırması, Almanya'nın Ren bölgesini silahlandırması gibi olaylar dünya barışını bozdu. Türkiye, dünyadaki bu silahlanma yarışını ve değişen güç dengelerini gerekçe göstererek, Lozan'ı imzalayan devletlere bir nota verdi ve Boğazların statüsünün yeniden belirlenmesini istedi.
İsviçre'nin Montrö (Montreux) kentinde toplanan konferans sonucunda, 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme ile: * Boğazlar Komisyonu kaldırılarak tüm yetkileri Türkiye'ye devredildi. * Türkiye'nin Boğazların her iki yakasında da asker bulundurmasına izin verildi. * Ticaret gemilerinin geçişi serbest bırakılırken, savaş gemilerinin geçişi belirli kurallara bağlandı ve Türkiye'nin kontrolüne verildi.
Montrö Sözleşmesi, Atatürk'ün diplomatik bir zaferidir. Türkiye, değişen dünya şartlarını kendi lehine çevirerek Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini sağlamış ve güvenliğini büyük ölçüde artırmıştır.
Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
İtalya'nın 1935'te Habeşistan'ı (Etiyopya) işgal etmesi, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu ülkelerinde büyük endişe yarattı. İtalyanların Orta Doğu'daki yayılmacı politikası, Türkiye'nin güney ve doğu sınırları için de risk oluşturuyordu.
Bunun üzerine Türkiye, doğu komşularıyla da bir güvenlik kalkanı oluşturmak için harekete geçti. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla 8 Temmuz 1937'de Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda Sadabat Paktı imzalandı. Bu pakt ile üye devletler; * Birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, * Ortak sınırlara saygı göstermeyi, * Birbirlerine saldırmamayı taahhüt ettiler.
Böylece Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırlarını güvence altına aldıktan sonra, Sadabat Paktı ile de doğu ve güney sınırlarını güvence altına almış oldu. (Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu ve sınır anlaşmazlıkları nedeniyle bu pakta katılmamıştır.)
Sonuç
Atatürk, ölmeden önce dünyanın büyük bir kaosa sürüklendiğini net bir şekilde görmüş ve Türkiye'yi bu felaketten korumak için gerekli tüm diplomatik önlemleri almıştır. Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi, onun barışçı ve akılcı dış politikasının en somut sonuçlarıdır. Atatürk'ün kurduğu bu sağlam diplomatik zemin, ondan sonra devleti yönetecek olan İsmet İnönü ve Türk hükümetine, II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaşın dışında tutma imkânı sağlamıştır.
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir