Hatay'ın Türkiye'ye Katılması ve Millî Dava (1939)
Giriş ve Öğrenilecekler
Hatay, binlerce yıllık geçmişiyle Misakımillî sınırları içinde yer alan öz be öz bir Türk yurdudur. Ancak, Kurtuluş Savaşı devam ederken 1921 yılında Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması sonucunda, Fransa mandası altındaki Suriye sınırları içerisinde bırakılmak zorunda kalınmıştı. Buna rağmen Türkiye, antlaşmaya eklettiği özel maddelerle Hatay'da (İskenderun Sancağı) özerk bir yönetim kurulmasını, Türk kültürünün korunmasını ve resmî dilin Türkçe olmasını sağlamıştı. Bu detaylı konuda, Hatay'ın adım adım nasıl bağımsızlığına kavuştuğunu, ardından anavatan Türkiye'ye nasıl katıldığını ve Mustafa Kemal Atatürk'ün bu uğurda sağlığını bile hiçe sayarak yürüttüğü olağanüstü diplomatik mücadeleyi öğreneceğiz.
Sorunun Yıllar Sonra Yeniden Gündeme Gelmesi
Hatay konusu uzun yıllar durgun bir şekilde devam etse de, 1930'lu yılların sonlarına doğru Avrupa'da yaklaşan II. Dünya Savaşı'nın ayak sesleri bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi. Almanya'nın aşırı silahlanması ve saldırgan politikaları, yanı başındaki Fransa'yı derin bir endişeye sevk etti.
- Fransa'nın Suriye'den Çekilişi: Olası bir Avrupa savaşında tüm askeri gücünü kendi anavatanını korumaya odaklamak isteyen Fransa, 1936 yılında Suriye'deki mandasını (sömürge yönetimini) kaldırma kararı aldı. Bu karar doğrultusunda, bölgedeki tüm yetkilerini ve Hatay'ın da içinde bulunduğu İskenderun Sancağı'nın yönetimini yeni kurulacak Suriye Hükûmetine devrettiğini açıkladı.
- Türkiye'nin İtirazı ve Hukuki Tezi: Türkiye, Hatay'ın Suriye'ye bırakılmasını kesin bir dille reddetti ve bu durumu asla kabul etmedi. Türkiye'nin çok net bir tezi şuydu: "Biz 1921 Ankara Antlaşması'nı Suriye ile değil, Fransa ile imzaladık. Madem Fransa bölgeden çekiliyor ve Suriye bağımsız oluyor, o hâlde Hatay'ın durumu da kendi halkı tarafından oylanarak belirlenmeli ve Hatay bağımsız bir devlet olmalıdır."
Atatürk'ün "Şahsi Meselem" Dediği Dava ve Liderliği
Hatay meselesi, Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının son günlerinde en çok üzerine titrediği, vaktini ve enerjisini harcadığı en önemli millî davaydı. Atatürk, Hataylılara verdiği "Günü gelecek, siz de kurtulacaksınız" sözünü tutmak için inanılmaz bir kararlılık sergiledi. * "Kırk asırlık Türk yurdu esir kalamaz": Atatürk, Hatay için "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" ve "Bu benim şahsi meselemdir" diyerek, konuyu asla kapatmayacağını dünyaya ilan etmiştir. Gerektiğinde cumhurbaşkanlığından istifa edip, bir sivil olarak Hatay'a giderek çetelerle savaşmayı bile göze aldığını yakın çevresine aktarmıştır. * Diplomatik Satranç: Mesele, Türkiye'nin yoğun çabalarıyla Milletler Cemiyetine götürüldü. Bölge halkının kendi geleceğini oylamayla belirlemesi istendi. Ancak görüşmeler başlarda çok yavaş ve Türkiye'nin aleyhine ilerliyordu. * Gövde Gösterisi ve Askeri Kararlılık: Atatürk, hastalığının (siroz) çok ilerlediği, doktorların kesin istirahat verdiği günlerde, Türkiye'nin gücünü ve savaşma kararlılığını Fransa'ya ve dünyaya göstermek için Mayıs 1938'de Mersin ve Adana'ya gitti. Saatlerce ayakta kalarak askerî birlikleri denetledi, devasa resmî geçit törenlerine katıldı. Bu hamle, Türkiye'nin sınırlarına yığınak yaptığı ve gerekirse savaşı bile göze aldığı mesajını Fransa'ya çok net bir şekilde iletti. * Fransa'nın Geri Adımı: Avrupa'da savaş rüzgarlarının koptuğu bu fırtınalı dönemde Fransa, Orta Doğu'daki çıkarlarını korumak için güçlü bir Türkiye'yi karşısına almak, onunla savaşa tutuşmak istemedi ve masada uzlaşmacı bir tavır sergilemek zorunda kaldı.
Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin Kurulması (1938)
Türkiye'nin masadaki kararlı diplomasisi, Atatürk'ün akıllıca yaptığı askeri gövde gösterisi ve dünyadaki gergin konjonktürün etkisiyle, Fransa Hatay konusunda Türkiye'nin şartlarını kabul etmeye başladı. * Askerin Girmesi: Yapılan özel antlaşmalar sonucunda, 5 Temmuz 1938'de Türk askeri, Hataylıların gözyaşları ve coşkulu sevinç gösterileri arasında İskenderun ve Antakya'ya girdi. Şehrin güvenliğini Fransız askerleriyle ortaklaşa üstlendi. * Bağımsızlık İlanı: Bölgede güvenli bir ortamda yapılan şeffaf seçimler sonucunda Hatay Meclisi oluşturuldu. 2 Eylül 1938'de meclis toplanarak bağımsızlığını ilan etti ve "Bağımsız Hatay Cumhuriyeti" resmen kuruldu. * Devletin Kadrosu: Hatay Devleti'nin Cumhurbaşkanlığına Hataylıların lideri Tayfur Sökmen, Başbakanlığına Abdurrahman Melek, Meclis Başkanlığına ise Abdülgani Türkmen seçildi. Devletin resmî dili Türkçe, bayrağı ise Türk bayrağına çok benzeyen bir tasarımdı.
Hatay'ın Anavatan'a Kavuşması ve Kesin Çözüm (1939)
Bağımsız Hatay Cumhuriyeti kurulmuştu ancak halkın da, yöneticilerin de, Türkiye'nin de asıl ve son hedefi Hatay'ın tamamen Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmasıydı. * Avrupa'da II. Dünya Savaşı'nın patlamasının an meselesi olduğu günlerde, Türkiye'nin stratejik önemini çok iyi bilen Fransa, Türkiye'yi kendi yanında tutabilmek amacıyla 23 Haziran 1939'da bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma ile Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını resmen onayladı ve kalan son askerlerini de bölgeden çekti. * Bu gelişme üzerine Hatay Meclisi, 29 Haziran 1939'da son tarihi toplantısını yaptı. Milletvekilleri, gözyaşları ve alkışlar eşliğinde oy birliğiyle kendi devletlerini feshetme ve anavatan Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararı aldı. * 30 Haziran 1939'da (ve ardından 7 Temmuz'da çıkarılan kanunla) Hatay, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına resmen dâhil edilerek Türkiye'nin bir ili hâline geldi.
Sonuç ve Değerlendirme
Hatay'ın Türkiye'ye katılması süreci; Kurtuluş Savaşı ve Lozan'da koşullar gereği Misakımillî'den verilmek zorunda kalınan büyük bir tavizin; tek bir kurşun bile atılmadan, tamamen barışçıl, diplomatik yollarla ve son derece akılcı, sabırlı bir dış politika izlenerek geri alınmasının tarihteki en muazzam örneğidir. Atatürk'ün olağanüstü ileri görüşlülüğü, satranç ustası gibi yaptığı uluslararası hamleler ve uluslararası fırsatları (II. Dünya Savaşı tehlikesi) Türkiye'nin lehine doğru değerlendirmesi bu diplomatik zaferin anahtarıdır.
Ancak bu sürecin en hüzünlü yanı şudur: Ömrünün son günlerini bu davaya adayan, hastalığının ağırlaşması pahasına güney illerine giderek ordunun başında duran Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938'de ebediyete intikal ettiği için, bağımsız Hatay'ın anavatana kesin katılımını (1939) görememiş, ancak eserinin başarıya ulaşacağından emin olarak hayata gözlerini yummuştur.
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir