KONU ANLATIMI / 8. Sınıf

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Gelişmeler

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Gelişmeler

Giriş ve Öğrenilecekler

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ardından dış politikada temelde iki farklı aşama yaşanmıştır. 1923-1930 yılları arasındaki ilk dönemde; Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzler, çözülememiş sorunlar ve sınır ihtilafları çözülmeye, Lozan'ın kazanımları pekiştirilmeye çalışılmıştır. 1930'lu yıllardan itibaren başlayan ikinci dönemde ise; Avrupa'da giderek tırmanan gerilim ve yaklaşan II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı bölgesel ve küresel barışı korumaya, sınırları karşılıklı güvenlik çemberleriyle güvence altına almaya yönelik stratejik adımlar atılmıştır. Bu detaylı incelemede; Yabancı Okullar, Dış Borçlar, Nüfus Mübadelesi, Musul Sorunu, Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi, Balkan Antantı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Sadabat Paktı gibi döneme damgasını vuran gelişmeleri tüm ayrıntılarıyla ele alacağız.

1. Yabancı Okullar Sorunu (Fransa ile Yaşanan Gerilim)

Osmanlı Devleti döneminde, 19. yüzyıldan itibaren Fransa, İngiltere, ABD gibi ülkeler kapitülasyonların da sağladığı geniş ayrıcalıkların etkisiyle Anadolu'nun dört bir yanında kendi okullarını açmışlardı. Ancak bu okulların birçoğu zamanla asıl eğitim amaçlarından saparak kendi ülkelerinin siyasi çıkarlarına uygun, hatta bazen bölücü ve zararlı faaliyetlerde bulunmaya başlamıştı.

  • Çözüm Yolu: Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası) sayesinde tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlandı. Yeni yönetmeliğe göre; yabancı okullarda okutulan Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması, okulların Türk müfettişlerince denetlenmesi ve okullardaki dini sembollerin kaldırılması kararlaştırıldı.
  • Fransa'nın Tepkisi ve Türkiye'nin Kararlı Duruşu: Yabancı okulların en çoğuna sahip olan Fransa ile Papalık bu karara büyük itiraz ederek konuyu uluslararası bir siyasi mesele hâline getirmek, konferanslarda tartışmak istediler. Ancak Türkiye, "Bu doğrudan bizim iç meselemizdir, eğitim sistemimize dışarıdan kimse müdahale edemez." diyerek tam bağımsızlık ve egemenlik ilkesinden kesinlikle taviz vermedi. Konuyu milletlerarası bir masaya taşımayı reddetti. Kurallara uymamakta direnen okullar kararlılıkla kapatıldı, uyanlar ise Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde eğitimlerine devam etti.

2. Nüfus Mübadelesi (Ahali Değişimi) Sorunu (Yunanistan ile)

Lozan Antlaşması'nda alınan karara göre, İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki (Yunanistan) Türkler hariç olmak üzere, Türkiye'deki diğer tüm Rumlar ile Yunanistan'daki tüm Türklerin karşılıklı olarak zorunlu göçle yer değiştirmesi (mübadele) kararlaştırılmıştı.

  • Sorunun Ortaya Çıkışı ve Büyümesi: Yunanistan, gelecekteki siyasi emelleri (Megali İdea) doğrultusunda İstanbul'da mümkün olduğunca daha fazla Rum nüfusu bırakmak istiyordu. Bu sebeple, İstanbul'a yerleşme tarihlerine bakılmaksızın tüm Rumların "yerleşik" (etabli) sayılarak mübadele dışında tutulmasını talep etti. Türkiye bu haksız duruma itiraz etti.
  • Gelişmeler ve Nihai Çözüm: İki ülke arasında artan gerginlik nedeniyle sorun Milletler Cemiyetine taşındı. Hatta ilişkiler o kadar bozuldu ki, iki ülke donanmalarını hazırlayarak savaşın eşiğine kadar geldi. Ancak, 1930 yılında Yunan Başbakanı Venizelos'un Ankara'yı ziyareti ve Atatürk ile görüşmesi sonucunda bir antlaşma imzalandı. Buna göre, yerleşme tarihine bakılmaksızın İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler karşılıklı olarak yerleşik sayıldı. Bu antlaşma, Türk-Yunan ilişkilerinde 1950'lere kadar sürecek yeni bir dostluk ve iş birliği dönemini başlattı.

3. Dış Borçlar Sorunu (Fransa ile)

Osmanlı Devleti'nin Kırım Savaşı'ndan (1854) itibaren Avrupalı devletlerden aldığı yüklü dış borçlar, Lozan'da Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılarak kurulan yeni devletler arasında yüzölçümü ve gelir oranlarına göre paylaştırılmıştı. En büyük pay doğal olarak Türkiye'ye düşmüştü.

  • Sorunun Krize Dönüşmesi: Borçların çok büyük bir kısmı Fransa'ya ödenecekti. Türkiye ilk başlarda ödemelerini düzenli yapmaktaydı ancak 1929 yılında Amerika'da başlayan ve tüm dünyayı sarsan 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın (Büyük Buhran) Türkiye ekonomisini de derinden etkilemesiyle ödemeler aksamaya başladı.
  • Çözüm Süreci: Türkiye, borçları inkâr etmediğini ancak ödeme koşullarının hafifletilmesi gerektiğini Fransa'ya bildirdi. Yapılan yeniden yapılandırma görüşmeleri sonucunda borçlar daha uzun vadeye yayılarak taksitlendirildi ve ödemelerin altın yerine Türk Lirası veya Fransız Frangı üzerinden yapılması kararlaştırılarak ekonomik krizin aşılması sağlandı. Türkiye, büyük bir mali disiplin sergileyerek Osmanlı'dan kalan borçlarının son taksitini 1954 yılında tamamen ödeyip bu defteri ebediyen kapatmıştır.

4. Musul Sorunu ve Irak Sınırı (İngiltere ile)

Musul, Kerkük ve Süleymaniye, zengin petrol yataklarına sahip stratejik bölgelerdi ve Misakımillî sınırları içerisindeydi. Lozan Konferansı'nda bu çetrefilli konu İngiltere ile Türkiye arasında çözülememiş, konferans sonrasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmıştı.

  • İkili Görüşmeler ve Cemiyet-i Akvam: 1924'te Haliç Konferansı'nda İngiltere ile yapılan ikili görüşmeler, İngiltere'nin Musul'un yanı sıra Hakkâri'yi de istemesi yüzünden sonuçsuz kalınca, konu Milletler Cemiyetine taşındı. Ancak cemiyet, dönemin süper gücü olan İngiltere'nin baskısı ve etkisi altında kalarak Musul'un İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılması yönünde yanlı bir karar verdi.
  • İsyanlar ve Sonuç (1926 Ankara Antlaşması): Türkiye, bu haksız kararı tanımayarak bölgeye askeri bir operasyon yapmayı ve Musul'u güç kullanarak geri almayı planladı. Askeri hazırlıklar sürerken, doğuda geniş çaplı Şeyh Sait İsyanı'nın çıkması ve ordunun bu iç karışıklığı bastırmakla meşgul olması, Türkiye'yi diplomatik ve askerî açıdan çok zor durumda bıraktı. Savaş ihtimalini göze alamayan Türkiye, 5 Haziran 1926'da İngiltere ile Ankara Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı.
  • Antlaşmanın Maddeleri: Musul ve Kerkük, Irak'a bırakıldı (böylece Misakımillî'den çok önemli bir taviz verilmiş oldu). Hakkâri Türkiye'de kaldı. Karşılığında Irak petrol gelirlerinin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırıldı. (Türkiye daha sonra paraya olan acil ihtiyacı nedeniyle bu hakkından 500 bin sterlin karşılığında tek seferde topluca vazgeçmiştir).

5. Türkiye'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) Girişi (1932)

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya barışını korumak ve anlaşmazlıkları çözmek için kurulmuştu. Türkiye, cemiyetin Musul meselesindeki taraflı tutumu ve büyük devletlerin (özellikle İngiltere'nin) çıkarlarına hizmet eden yapısı nedeniyle başlarda örgüte oldukça mesafeli durmuştu.

  • Üyelik Süreci: Ancak zamanla, Türkiye'nin komşularıyla imzaladığı dostluk antlaşmaları ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda dünya barışını savunan yapıcı politikası, uluslararası alanda büyük takdir topladı. Türkiye'nin barışçıl duruşu, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın güçlü desteğiyle taçlandırıldı.
  • Kabul: Milletler Cemiyetinin özel daveti üzerine Türkiye, 18 Temmuz 1932'de resmen cemiyete üye oldu. Bu durum, Türk dış politikasının saygınlığını artırmış ve dünya barışına aktif katkıda bulunma niyetini resmi olarak perçinlemiştir.

6. Balkan Antantı (1934)

1930'lu yıllara gelindiğinde, Almanya'da Hitler'in, İtalya'da ise Mussolini'nin iktidara gelmesiyle bu devletlerin saldırgan, ırkçı ve yayılmacı politikaları Avrupa'da yeni ve devasa bir savaş tehlikesi doğurdu.

  • Kuruluş Nedeni: İtalya'nın Balkanlar'a ve Doğu Akdeniz'e yönelik açık tehditlerine karşı Türkiye, batı sınırını olası bir saldırıya karşı güvence altına almak istedi.
  • Katılan Devletler ve Süreç: Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (Akrostiş olarak şifrelersek: TaYYaR) dışişleri bakanları Atina'da bir araya gelerek 9 Şubat 1934'te Balkan Antantı'nı imzaladılar. (Balkan devletleri olmalarına rağmen Bulgaristan, kaybettiği toprakları geri alma ve yayılma emelleri taşıdığı için; Arnavutluk ise İtalya'nın ağır siyasi baskısı altında olduğu için bu pakta katılmamıştır).
  • Sonuç: Paktı imzalayan bu dört devlet, birbirlerinin sınırlarına saygı göstermeyi ve herhangi bir saldırı durumunda ortak hareket etmeyi taahhüt etti. Böylece Türkiye batı sınırını bölgesel bir ittifakla güvence altına almayı başardı.

7. Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi (1936)

Lozan Antlaşması'na göre Boğazlar'ın yönetimi, başkanı Türk olsa da uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Boğazların her iki yakasında asker bulundurulması yasaklanarak bölge silahsızlandırılmıştı. Bu durum, Türkiye'nin egemenlik haklarına açıkça aykırıydı ve güvenlik zafiyeti yaratıyordu.

  • Sürecin Başlaması: Dünyada ve özellikle Akdeniz havzasında savaş rüzgârları esmeye, İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesiyle güvenlik tehditleri artmaya başlayınca, Türkiye mevcut durumu fırsata çevirdi. Milletler Cemiyetine başvurarak, "Lozan imzalandığındaki şartlar tamamen değişmiştir, Boğazların güvenliği ciddi tehdit altındadır, bu sözleşmeyi güncelleyelim." diyerek ilgili devletlere haklı ve hukuki bir nota verdi.
  • Montrö Konferansı ve Sonuç: Türkiye'nin bu hukuki ve barışçıl adımı destek buldu. İsviçre'nin Montrö kentinde toplanan uluslararası konferans sonucunda 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
  • Elde Edilen Muazzam Kazanımlar: Boğazlar Komisyonu tamamen kaldırıldı ve tüm yönetim yetkileri kayıtsız şartsız Türkiye'ye devredildi. Türkiye'nin Boğazlarda ve Marmara'da dilediği kadar asker bulundurmasına ve bölgeyi silahlandırmasına izin verildi. Ticaret gemilerinin geçişi serbest bırakılırken, savaş gemilerinin geçişi Türkiye'nin kontrolüne ve sıkı kurallara bağlandı. Böylece Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliği sağlandı ve Doğu Akdeniz'deki stratejik önemi ve ağırlığı katbekat arttı.

8. Sadabat Paktı (1937)

Tıpkı Balkanlarda ve Akdeniz'de olduğu gibi, faşist İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesi ve Orta Doğu'ya yönelik yayılmacı politikaları, Türkiye'nin doğu ve güney komşularında da büyük bir endişe yarattı.

  • Kuruluş Nedeni: Türkiye'nin Balkan Antantı ile batıda sağladığı güvenliği, doğu sınırlarını da kapsayacak şekilde genişletme ve bölgesel barışı tahkim etme isteği.
  • Katılan Devletler: Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla İran'ın başkenti Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda pakt imzalandı. (Suriye, o dönemde Fransa mandasında olduğu ve Türkiye ile Hatay sorunu gibi ciddi sınır problemleri yaşadığı için pakta davet edilmemiş ve katılmamıştır).
  • Sonuç: Katılan ülkeler, birbirlerinin iç işlerine kesinlikle karışmamayı, ortak sınırlara karşılıklı saygı göstermeyi, saldırmazlık ilkesine uymayı ve bölgedeki terör eylemlerine karşı ortak mücadele etmeyi kabul ettiler. Böylece Türkiye, doğu sınırlarının güvenliğini de barışçıl ve diplomatik yollarla sağlamlaştırmış, her yönden etrafını bir barış çemberine almıştır.
Editoryal bilgi8. Sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük · PDF sayfa 189–196
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Konu Testi