KONU ANLATIMI / 6. Sınıf

Doğal ve Beşerî Çevre Özellikleri Arasındaki İlişki

# DOĞAL VE BEŞERÎ ÇEVRE ÖZELLİKLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Sevgili 6. sınıf öğrencileri, çevremize baktığımızda gördüğümüz her şeyin birbiriyle nasıl harika bir uyum içinde olduğunu hiç düşündünüz mü? Etrafımızdaki dağlar, nehirler, evler, yollar ve fabrikalar aslında sürekli bir etkileşim halindedir. Bu etkileşimi daha iyi anlayabilmek için öncelikle "doğal çevre" ve "beşerî çevre" kavramlarını yakından tanımamız gerekiyor.

Doğal çevre; dağlar, denizler, göller, iklim ve bitki örtüsü gibi insan eli değmeden var olan, doğanın bize sunduğu unsurlardan oluşur. Beşerî çevre ise binalar, yollar, köprüler, tarım alanları, sanayi tesisleri ve şehirler gibi doğrudan insanların aklıyla ve emeğiyle şekillendirdiği unsurları ifade eder. İnsan, tarih boyunca doğadan etkilenmiş, aynı zamanda yetenekleri ve teknolojisiyle doğayı kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirmiştir. İşte bu muazzam karşılıklı etkileşime "doğal ve beşerî çevre özellikleri arasındaki ilişki" diyoruz.

Ülkemizin Zengin Doğal Çevre Özellikleri

Ülkemiz Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili, dağların, ovaların ve platoların bir arada bulunduğu çok zengin bir doğal çevreye sahiptir. Bu zenginlik, ülkemizin farklı bölgelerinde insanların farklı şekillerde yaşamasını, barınmasını ve geçimini sağlamasını beraberinde getirir.

İklimin Hayatımıza Derin Etkisi

İklim, bir yerde uzun yıllar boyunca gözlemlenen hava olaylarının ortalamasıdır. İklim, sadece ne giyeceğimizi veya ne yiyeceğimizi değil; tarım ürünlerimizi, evlerimizin yapı malzemesini ve turizm faaliyetlerini de doğrudan belirler.

Ülkemizde başlıca üç iklim tipi görülür: Akdeniz, Karadeniz ve Karasal İklim. - Akdeniz İklimi: Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen bu iklim tipi Ege ve Akdeniz kıyılarımızda etkilidir. İklimin uygunluğu ve denizellik sayesinde bu bölgelerde yaz turizmi son derece gelişmiştir. İnsanlar oteller yapar, turistik tesisler inşa eder. Bu durum o bölgedeki ekonomik faaliyetleri canlandırır ve nüfusu artırır. - Karadeniz İklimi: Her mevsim yağış alan ve ılıman geçen bu iklimde gür ormanlar yetişir. İnsanlar ahşap evler yapar, çay ve fındık gibi bol yağış isteyen tarım ürünleri yetiştirir. - Karasal İklim: Yazların sıcak, kışların ise oldukça soğuk ve karlı geçtiği İç Anadolu, Doğu Anadolu gibi bölgelerimizde etkilidir. Soğuk kış şartları, evlerin yalıtımlı yapılmasını zorunlu kılar. Buralarda daha çok tahıl tarımı yapılır.

Yer Şekilleri ve Su Kaynaklarının Yönlendirici Gücü

Dağlar, ovalar ve platolar hayatımızı derinden etkiler. Ülkemizde yükselti batıdan doğuya doğru artar. Dağlık ve engebeli yerlerde tarım alanları daralır, ulaşım zorlaşır ve maliyetli hale gelir. Örneğin, Doğu Karadeniz'de dağlar kıyıya paralel uzandığı için yerleşim genellikle dar kıyı şeridine sıkışmıştır. Sanayi tesisleri kurmak da engebeli arazilerde zor olduğu için buralarda nüfus daha azdır.

Öte yandan, Bafra, Çarşamba, Çukurova gibi kıyı ovaları ve Konya Ovası gibi iç ovalarımız tarımın en yoğun yapıldığı, verimli topraklardır. Buralarda tarıma dayalı sanayi gelişmiş, iş imkanları artmış ve dolayısıyla nüfus yoğunlaşmıştır. Erzurum-Kars Platosu gibi yüksek ve yazın yeşeren gür otlakların bulunduğu alanlarda ise büyükbaş hayvancılık temel ekonomik faaliyet olmuştur.

Su kaynakları da medeniyetin can damarıdır. Nehir kenarları, göl çevreleri ve deniz kıyıları tarih boyunca insanların ilk yerleşim yerleri olmuştur. Su kaynaklarında balıkçılık, ulaşım, enerji üretimi (barajlar) ve tarımsal sulama yapılır.

Beşerî Çevre Özelliklerimiz ve Toplumsal Yansımaları

Doğal çevrenin sunduğu bu şartlar, ülkemizin beşerî çevresini de şekillendirmiştir. Nüfusun dağılışı, yerleşme tipleri ve göç hareketleri doğrudan doğa ile kurduğumuz bu ilişkinin bir sonucudur.

Nüfus Yoğunluğu Neden Değişir?

Nüfus, sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısıdır. Ülkemizin nüfusu her yere eşit dağılmamıştır. İstanbul, İzmit, İzmir, Ankara ve Adana gibi şehirlerimiz çok kalabalıkken, Tunceli, Ardahan, Bayburt ve Gümüşhane gibi illerimizin nüfusu daha azdır. Bunun temel nedeni, iş imkanları, iklim şartları, ulaşım kolaylıkları ve tarım potansiyelidir. İstanbul gibi düzlük, iklimi ılıman ve ulaşım ağlarının merkezinde olan bir yer çok hızlı gelişirken, dağlık ve kışları sert geçen bölgelerimiz göç verir.

Toplu ve Dağınık Yerleşme

Yerleşme tiplerini incelediğimizde doğanın gücünü net olarak görürüz. - Toplu Yerleşme: İç Anadolu veya Güneydoğu Anadolu gibi su kaynaklarının kısıtlı ve arazinin düz olduğu yerlerde insanlar su başlarında, birbirine yakın evlerde yaşarlar. Buna toplu yerleşme denir. - Dağınık Yerleşme: Karadeniz Bölgesi'nde ise arazinin çok engebeli ve suyun her yerde bol bulunması nedeniyle tarım arazileri parçalanmıştır. İnsanlar tarlalarının veya bahçelerinin yanına evlerini yaparlar. Evler birbirinden oldukça uzaktır, buna da dağınık yerleşme denir. Engebeli arazi yüzünden yol ve elektrik gibi hizmetlerin her eve ulaştırılması burada daha zordur.

Neden Göç Ediyoruz?

İnsanların bulundukları yerden başka bir yere taşınmasına göç denir. Göçün temel nedenleri arasında daha iyi bir eğitim, sağlık hizmeti, iş bulma isteği ve daha iyi yaşama koşulları gelir. Bazen de sel, deprem gibi doğa olayları veya baraj yapımı gibi projeler insanları zorunlu göçe iter. Örneğin, Konya'da yapılan Bozkır Barajı suları altında kalacak olan Dedemli Mahallesi sakinlerinin yeni bir yaşam alanına taşınmak zorunda kalması, insan-doğa etkileşiminin çarpıcı bir örneğidir.

İnsan ve Doğa Etkileşimi: Karşılıklı Bir İlişki

Doğal çevre insanları etkilediği gibi, insanlar da aklı ve teknolojisiyle doğal çevreyi değiştirir.

Dağları aşmak için tüneller, vadileri geçmek için viyadükler inşa ederiz. Su ihtiyacımızı ve enerji ihtiyacımızı karşılamak için devasa barajlar kurarız. Türkiye ve Avrupa'da deniz üzerine inşa edilen ilk uluslararası havalimanı olan Ordu-Giresun Havalimanı, insanın doğayı nasıl şekillendirdiğinin, mühendislik harikası bir örneğidir.

Ancak bu değişim bazen doğaya zarar verebilir. Fabrika atıklarıyla kirlenen göller (örneğin Burdur Gölü'nün kuruma tehlikesi geçirmesi), orman yangınları veya plansız şehirleşme doğal dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Küresel ısınma nedeniyle artan kuraklık, dünyada milyonlarca insanı "iklim göçmeni" haline getirmektedir. Bu yüzden Salda Gölü'ndeki kirliliği önlemek için yapılaşmaya izin verilmemesi veya "Geleceğe Nefes" kampanyalarıyla milyonlarca fidan dikilmesi gibi adımlar, doğayı koruma sorumluluğumuzun bir parçasıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, doğal çevre ve beşerî çevre birbirinden ayrı düşünülemez. Doğa bize imkanlar sunar veya sınırlar çizer; bizler ise o sınırlar içinde hayatımızı kolaylaştırmak için çalışır, üretir, yollar ve şehirler kurarız. Unutmamamız gereken en önemli şey; biz doğanın sadece bir parçasıyız. Doğal çevremizi korumak, onu kirletmemek ve sürdürülebilir bir şekilde ondan faydalanmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Editoryal bilgi6. Sınıf Sosyal Bilgiler — 1. Kitap · PDF sayfa 76–89
Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Konu Testi