KONU ANLATIMI / 12. Sınıf

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Atatürk dönemi Türk dış politikası, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi çerçevesinde, tam bağımsızlık, gerçekçilik, akılcılık, mütekabiliyet (karşılıklılık) ve barışçılık esaslarına dayanarak şekillenmiştir. Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı tüm dünya tarafından kabul edilmiş olsa da, bazı pürüzler ve çözülemeyen sorunlar Atatürk döneminde diplomatik yollarla çözülmeye çalışılmıştır. Bu dönemin dış politikası, Türkiye'nin uluslararası alanda saygın bir devlet olarak yerini almasını sağlamış ve olası savaş tehditlerine karşı bölge barışını güvence altına almayı hedeflemiştir.

Türkiye - Yunanistan İlişkileri: Nüfus Mübadelesi Sorunu

Lozan Barış Antlaşması'na göre Türkiye'deki Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler yer değiştirecekti (Nüfus Mübadelesi/Değişimi). Ancak İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türkler bu değişimin dışında tutulmuştu (Etabli - Yerleşik sorunu). Yunanistan, İstanbul'da daha fazla Rum bırakmak amacıyla ateşkes öncesi yerleşenleri de yerleşik saymak isteyince iki ülke arasında gerginlik yaşandı. Sorun Milletler Cemiyeti'ne ve Lahey Adalet Divanı'na taşındı ancak çözülemedi.

1930 yılında Yunan Başbakanı Venizelos'un Ankara'yı ziyareti ve imzalanan Ahali Mübadelesi Antlaşması ile sorun çözüme kavuştu. Yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler yerleşik kabul edildi. Bu uzlaşma, Türk-Yunan ilişkilerinde 1954 yılındaki Kıbrıs sorununa kadar sürecek bir dostluk dönemini başlattı ve Balkan Antantı'nın temelini attı.

Türkiye - İngiltere İlişkileri ve Musul Sorunu

Lozan'da çözülemeyen tek sınır sorunu Irak sınırı (Musul Sorunu) idi. Türkiye ile İngiltere arasında dokuz ay içinde ikili görüşmelerle çözülmesi planlanan bu sorun, 1924 yılındaki Haliç Konferansı'nda da bir sonuca bağlanamadı. İngiltere, petrol bakımından zengin olan Musul'u mandası altındaki Irak'a bırakmak istiyordu. Olay Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Cemiyet, İngiltere'nin etkisi altında kalarak Musul'un Irak'a bırakılmasına karar verdi.

Türkiye bu kararı tanımayarak bölgeye askeri müdahalede bulunmayı planlarken Şeyh Sait İsyanı'nın çıkması, ordunun gücünü iç güvenliğe harcamasına neden oldu. Uluslararası destek bulamayan ve iç isyanla zayıflayan Türkiye, 5 Haziran 1926'da İngiltere ile Ankara Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmayla Musul ve Kerkük Irak'a bırakıldı, Irak sınırımız bugünkü şekline büyük oranda ulaştı. Musul petrollerinden elde edilecek gelirin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırıldı ancak Türkiye daha sonra bu hakkından 500 bin sterlin karşılığında vazgeçti. Musul'un kaybedilmesi, Misak-ı Milli'den verilen önemli bir taviz olmuştur.

Türkiye - Fransa İlişkileri

Lozan'dan sonra Türkiye ile Fransa arasında Dış Borçlar (Osmanlı Borçları), Yabancı Okullar, Adana-Mersin demiryolunun millileştirilmesi, Bozkurt-Lotus Olayı ve Hatay (Sancak) sorunu yaşanmıştır.

Yabancı Okullar Sorunu: Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile yabancı okullar MEB'e bağlanarak Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğu getirildi. Fransa ve Papalık buna itiraz etti. Ancak Türkiye bu konuyu bir "iç mesele" olarak gördü ve uluslararası alanda tartışmayı reddederek bağımsızlık ilkesinden taviz vermedi.

Dış Borçlar Sorunu: Osmanlı'dan kalan borçların en büyük kısmı Fransa'ya aitti. 1929 Dünya Ekonomik Krizi nedeniyle Türkiye borçları ödemekte zorlanınca 1932'de yapılan yeni bir antlaşma ile borçlar taksitlendirildi ve Türk Lirası üzerinden ödenmesi kararlaştırıldı.

Hatay'ın Ana Vatana Katılması

1921 Ankara Antlaşması ile Hatay (Sancak) özerk bir statüde Fransa mandasındaki Suriye'ye bırakılmıştı. 1936'da II. Dünya Savaşı tehdidi artınca Fransa, Suriye üzerindeki mandasını kaldırarak bölgeden çekilme kararı aldı ve Hatay'ı Suriye'ye devretti. Türkiye bu duruma şiddetle itiraz etti ve konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıdı.

Mustafa Kemal Atatürk, "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" ve "Hatay benim şahsi meselemdir" diyerek konunun üzerine kararlılıkla gitti. Kurumun hazırladığı Sandler Raporu doğrultusunda 1938'de Bağımsız Hatay Cumhuriyeti kuruldu. Hatay Meclisi'nin 23 Haziran 1939'da aldığı kararla Hatay, Türkiye Cumhuriyeti'ne katıldı. Bu olay Atatürk'ün ölümünden sonra gerçekleşmiş olsa da, O'nun ileri görüşlülüğünün ve başarılı diplomasisinin bir sonucudur.

Türkiye - SSCB İlişkileri

Milli Mücadele döneminde başlayan Türk-Sovyet dostluğu, Cumhuriyetin ilk yıllarında da devam etti. Batılı devletlerle yaşanan sorunlar (Musul sorunu gibi) Türkiye'yi SSCB ile daha yakın ilişkiler kurmaya itti. 1925'te Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı. 1930'lu yılların ikinci yarısından itibaren Sovyetlerin yayılmacı politikalar izlemesi ve Türkiye'nin Batı'ya yaklaşması, ilişkilerin soğumasına neden oldu.

Milletler Cemiyetine Giriş (1932)

Türkiye başlarda Musul sorunundaki yanlı tutumu nedeniyle Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) mesafeliydi. Ancak Türkiye'nin barışçı dış politikası ve uluslararası arenada artan saygınlığı sonucunda, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle Türkiye cemiyete davet edildi. Türkiye, 18 Temmuz 1932'de kendi başvurusuyla değil, uluslararası davet üzerine cemiyete katılan ilk devlet oldu.

Balkan Antantı (1934)

1930'larda Almanya'da Nazizm ve İtalya'da Faşizm rejimlerinin saldırgan ve yayılmacı politikaları dünya barışını tehdit etmeye başladı. Özellikle İtalya'nın Akdeniz ve Balkanlar'da genişleme çabalarına karşı sınırlarını güvence altına almak isteyen Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya, 9 Şubat 1934'te Atina'da Balkan Antantı'nı imzaladılar. Bu antlaşma ile taraflar sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına almış ve Türkiye batı sınırının güvenliğini sağlamıştır. Bulgaristan (Ege Denizi'ne inmek istediği için) ve Arnavutluk (İtalya'nın baskısı nedeniyle) antanta katılmamıştır.

Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi (1936)

Lozan Antlaşması'na göre Boğazların yönetimi başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Boğazların her iki yakası silahsızlandırılmıştı. Ancak Almanya ve İtalya'nın hızla silahlanması ve uluslararası barışın tehlikeye girmesi üzerine Türkiye, "şartların değiştiğini (Rebus sic stantibus)" belirterek Boğazlar statüsünün yeniden düzenlenmesini talep etti.

20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile: - Boğazlar Komisyonu kaldırılarak tüm yetkileri Türkiye'ye devredildi. - Türkiye'nin Boğazların her iki yakasında da asker bulundurmasına ve silahlandırmasına izin verildi. - Ticaret gemilerinin geçişi serbest bırakılırken, savaş gemilerinin geçişi Türkiye'nin kontrolüne ve belirli sınırlamalara (tonaj, süre) bağlandı. Bu sözleşme ile Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliği sağlanmış ve Doğu Akdeniz'deki stratejik önemi büyük ölçüde artmıştır.

Sadabat Paktı (1937)

İtalya'nın 1935'te Habeşistan'ı (Etiyopya) işgal etmesi ve Doğu Akdeniz'deki saldırgan politikaları, Orta Doğu devletlerini endişelendirdi. Doğu ve güney sınırlarını güvence altına almak isteyen Türkiye, İran, Irak ve Afganistan ile 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Sadabat Paktı'nı imzaladı. Taraflar birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, ortak çıkarlarını korumayı ve sınırlarına saygı göstermeyi taahhüt ettiler. Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu nedeniyle bu pakta katılmamıştır.

Sonuç

Atatürk dönemi dış politikası, barışı esas alan, sorunları diplomasi ve hukuk yoluyla çözen başarılı bir dönemdir. Hem Balkan Antantı hem de Sadabat Paktı ile Türkiye doğu ve batı sınırlarını güvence altına alarak II. Dünya Savaşı öncesi bölgesel bir güvenlik çemberi oluşturmuştur. Montrö ve Hatay başarıları ise tam bağımsızlık yolunda atılan muazzam diplomatik zaferlerdir.

Editoryal bilgi12. Sınıf T.C. Inkilap Tarihi ve Ataturkculuk Dersi · PDF sayfa 151–161
Sincap Eğitim Editör Ekibi tarafından incelendi · Son güncelleme: 27 Eylül 2026 · Yayın ilkelerimiz · Hata bildir

ÖĞRENDİKLERİNİ DENE

Bilgini bir adım ileri taşı.

Konuyu tamamladın. Açıklamalı sorularla ne öğrendiğini keşfet.

Konu Testi