Türklerde Konargöçer Yaşam
Eski Çağ'da ve Orta Çağ'ın başlarında insan toplulukları genellikle yerleşik hayata geçip tarımla uğraşırken, Avrasya bozkırlarında yaşayan Türk boyları kendilerine özgü farklı bir yaşam tarzı geliştirmişlerdir. Bu yaşam tarzına Konargöçerlik (veya Bozkır Kültürü) denir. Konargöçerlik, başıboş ve rastgele bir göçebelik değildir; mevsimlerin ve doğa şartlarının ritmine uygun, belirli kuralları olan ve hayvan sürülerine en iyi otlağı bulmak amacıyla sistemli olarak yer değiştirmeye dayanan ekonomik ve sosyal bir yaşam biçimidir.
Bozkır Coğrafyası ve Hayvancılık
Türklerin ilk anayurdu olan Orta Asya (Altay Dağları, Tanrı Dağları, Ötüken ormanları ve geniş Asya stepleri) sert karasal iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyaydı. Yazları çok sıcak ve kurak, kışları ise dondurucu soğuk ve kar yağışlı geçen bu devasa düzlüklerde tarım yapmak (nehir kenarları dışında) oldukça zordu. Coğrafyanın bu zorlu şartları, Orta Asya halklarını tarımdan ziyade hayvancılığa yöneltmiştir.
Türklerin yaşamında en önemli iki hayvan At ve Koyun'dur. - At: Konargöçer hayatın temel direğidir. At, uçsuz bucaksız bozkırlarda ulaşımı sağlamış, sürüleri yönlendirmede ve en önemlisi savaşlarda Türklere eşsiz bir hız ve manevra kabiliyeti kazandırmıştır. "At, Türk'ün kanadıdır" sözü bu önemi vurgular. Türkler at etini yemiş, atın sütünden milli içecekleri olan Kımız'ı yapmışlardır. Atlı göçebe kültürü, Türklerin çok geniş coğrafyalara hızla yayılmasına ve büyük imparatorluklar kurmasına olanak tanımıştır. - Koyun: Beslenmede (et, süt, yoğurt, peynir) ve giyinmede (yün, post) temel ihtiyaçları karşılayan ana kaynaktır. Keçe adı verilen ve çadırların örtülmesinde kullanılan malzeme de koyun yününden yapılırdı.
Konargöçer Türkler, bu hayvan sürülerine otlak bulabilmek için yazın yüksek, serin ve otu bol yaylalara (Yaylak), kışın ise daha ılıman, karın az tuttuğu vadilere ve kuytulara (Kışlak) göç ederlerdi.
Konargöçer Toplumsal Yapı ve Çadır (Yurt) Kültürü
Konargöçer yaşam, kalıcı taş binalar veya saraylar yapmaya uygun değildi. Bu nedenle Türkler, pratik, kolay kurulup sökülebilen ve at arabalarıyla taşınabilen "Yurt" (veya Keregü) adı verilen keçe çadırlarda yaşamışlardır. Yurt, sadece bir barınak değil, aynı zamanda ailenin kutsal mekanıydı. Yazın serin, kışın sıcak tutan bu kubbeli yapı, bozkırın sert rüzgarlarına karşı son derece dayanıklı bir aerodinamik tasarıma sahipti.
Türklerde toplum; Oğuş (Aile) -> Urug (Aileler Birliği/Sülale) -> Boy (Sülaleler Birliği) -> Bodun (Boylar Birliği/Millet) ve nihayetinde İl (Devlet) şeklinde örgütlenirdi. Bu sistemde "Boy", toplumsal ve siyasi hayatın temel taşıydı. Devlet, boyların bir araya gelmesiyle (Boylar Federasyonu) oluşurdu. Devlet zayıfladığında veya yıkıldığında boylar dağılır, ancak yeni bir boy beyi (Kağan) onları tekrar birleştirip devleti hızla yeniden kurabilirdi. Bu esnek yapı, Türk devletlerinin yıkılıp yeniden kurulma sürecini hızlandırmıştır.
Toplumsal Eşitlik: Konargöçer kültürde, yerleşik tarım toplumlarında olduğu gibi toprağa dayalı özel mülkiyet gelişmemiştir. Sürüler aileye aitti, ancak otlaklar (yaylak ve kışlaklar) devletin veya boyun ortak malı sayılırdı. Toprak ağalığı, soyluluk (asilzade-köylü ayrımı) veya kölelik sınıfı Türklerde görülmezdi. Bu durum, Türk toplumunda sınıfsız, eşitlikçi ve dayanışmaya dayalı bir sosyal yapının ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Töre ve Hukuk
Sürekli hareket halinde olan ve yazılı kültüre geç geçen konargöçer toplumlarda toplumsal düzeni sağlamak çok zordur. Türkler bu düzeni, Töre adı verilen ve nesilden nesile sözlü olarak aktarılan çok sıkı gelenek ve hukuk kurallarıyla sağlamışlardır.
Töre; adaleti, iyiliği, eşitliği ve devlete itaati emrederdi. Töresi bozulan bir boyun veya devletin ayakta kalamayacağına inanılırdı. Hakan (Kağan) dahil herkes töreye uymak zorundaydı; kağan töreyi değiştirebilir ancak törenin üstüne çıkamazdı. Hapis cezaları, sürekli göç halinde olunduğu için uygulanmaz; suçlulara ya idam ya da sürgün, ufak suçlara ise kısa süreli (10-15 gün) alıkoyma cezası verilirdi.
Askeri Yapı: Ordu-Millet Anlayışı
Bozkırın acımasız doğası ve çevre kabilelerle olan mücadeleler, Türklerin her an savaşa hazır olmalarını gerektiriyordu. Tarım toplumlarında halk üretime katılıp ordu sadece belirli bir sınıftan oluşurken, Türklerde eli silah tutan kadın-erkek herkes asker sayılırdı. Buna "Ordu-Millet" anlayışı denir.
Türk ordusunun temeli, hafif silahlı (ok, yay, kılıç, mızrak, kement), zırhsız, son derece hızlı ve çevik atlı birliklere (Süvari) dayanırdı. Onlu Sistem: Askeri yapıda en büyük devrim, Asya Hun İmparatoru Mete Han (Oğuz Kağan) tarafından kurulan Onlu Sistem'dir. Ordu; onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı (10 bin kişi) şeklinde onluk birimlere ayrılarak müthiş bir komuta-kontrol düzenine kavuşturulmuştur. Bu sistem bugün bile modern dünya ordularının temelini oluşturur.
Savaşlarda genellikle Turan Taktiği (Hilal Taktiği, Sahte Ricat veya Kurt Kapanı) kullanılırdı. Merkezin sahte bir yenilgiyle geri çekilip (ricat) düşmanı peşinden sürüklediği, sağ ve sol kanatların ise gizlendikleri yerden çıkarak düşmanı çembere alıp imha ettiği bu taktik, Türklerin kendilerinden katbekat büyük kalabalık orduları yok etmesini sağlamıştır. At üzerinde dört nala giderken geriye dönüp isabetli ok atabilen (Part atışı) Türk atlıları, Eski Çağ'ın en korkulan savaşçılarıydı.
Sonuç olarak; Konargöçer yaşam tarzı Türklerin sadece ekonomisini değil; sosyal yapılarını, aile bağlarını, devlet teşkilatlarını, ordularını, sanatlarını (hayvan üslubu) ve dünyayı algılama biçimlerini doğrudan belirlemiştir. Doğayla barışık, hareketli, özgürlüğüne düşkün ve savaşçı bu kültür, Türklerin Asya'dan Avrupa'ya kadar derin izler bırakmasının temel nedenidir.