İnsan ve Çevre Etkileşimi
İnsanlık tarihinin başından beri insanlar, beslenme, barınma, ısınma, güvenlik ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli olarak doğayla etkileşim içindedir. Çevre, hem canlı (bitki, hayvan, insan vb.) hem de cansız (su, toprak, hava vb.) varlıkların bir arada bulunduğu ve birbirlerini etkiledikleri ortamlardır. Ne yazık ki, nüfusun hızla artması ve sanayileşmenin büyümesiyle beraber, insanların doğadan aldıkları ile doğaya bıraktıkları arasındaki denge bozulmuş, bu da ciddi çevre sorunlarına ve kirliliklere yol açmıştır.
Yakıtlar ve Etkileri
Canlılar günlük işlerini yapabilmek için besinlerden nasıl enerji elde ediyorsa, araçların çalışması ve evlerimizin ısınması için de "yakıt" adı verilen enerji kaynaklarına ihtiyaç duyarız. Yakıldığında çevresine ısı enerjisi veren maddelere yakıt denir. Yakıtlar doğada fiziksel hâllerine göre üç gruba ayrılır:
- Katı Yakıtlar: Odun, linyit, taş kömürü ve antrasit gibi maddelerdir. Ülkemizde soba ve kaloriferlerde en çok kömür ve odun kullanılmaktadır.
- Sıvı Yakıtlar: Petrolün rafinerilerde işlenmesiyle elde edilen benzin, mazot (motorin), gaz yağı ve fuel-oil gibi yakıtlardır. Daha çok ulaşım araçlarında ve bazı ısıtma sistemlerinde kullanılırlar.
- Gaz Yakıtlar: Doğal gaz, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve biyogaz gibi yakıtlardır. Doğal gaz evlerin ısıtılmasında (kombi, doğalgaz sobası) ve mutfak ocaklarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Diğer fosil yakıtlara göre daha az kirlilik yaratmasıyla bilinir.
Isınma Amaçlı Yakıt Kullanımı ve Zehirlenmeler
Isınma ve sıcak su ihtiyacını karşılamak amacıyla kullandığımız soba, kombi, şofben ve kat kaloriferi gibi cihazlarda kömür, doğal gaz gibi yakıtlar yanarken çeşitli gazlar açığa çıkar. Yanma işleminin tam gerçekleşmediği veya bacaların tıkalı olduğu durumlarda ortama karbon monoksit gazı yayılır.
Karbon monoksit; renksiz, kokusuz ve tatsız bir gazdır. Bu yüzden ortamda bulunduğunda fark edilmesi çok zordur ve "sessiz katil" olarak da adlandırılır. Solunduğunda kana karışarak oksijenin taşınmasını engeller ve zehirlenmelere, hatta ölümlere yol açar. Zehirlenme belirtileri; baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, halsizlik, sersemlik, terleme, mide bulantısı ve kusmadır. Zehirlenme ilerledikçe görme bozukluğu, kalp çarpıntısı, nefes almada güçlük ve bayılma görülür. Eğer kişi uykudayken bu gaza maruz kalırsa belirtileri hissedemediği için hayati tehlike çok daha büyüktür.
Soba ve Doğal Gaz Zehirlenmelerine Karşı Alınması Gereken Önlemler: - Soba, kombi, şofben gibi ısıtma cihazları mutlaka TSE (Türk Standardları Enstitüsü) belgeli olmalı ve düzenli olarak bakımları yaptırılmalıdır. - Soba aşırı (ağzına kadar) doldurulmamalıdır. Kömür sobası yakılırken tutuşturma işlemi alttan değil, üstten yapılmalıdır. Böylece çıkan zehirli gazlar alevin içinden geçerken yanar ve tehlike azalır. - Yatmadan hemen önce sobaya kesinlikle kömür ilavesi yapılmamalıdır. Lodoslu (aşırı rüzgârlı) havalarda baca çekişi zayıflayacağı ve duman geri tepebileceği için soba uyumadan önce tamamen söndürülmelidir. - Bacalar iyi yalıtımlı olmalı, çatının en yüksek noktasından daha yukarıya uzanmalı, ucunda mutlaka "baca şapkası" bulunmalı ve düzenli aralıklarla (yılda en az bir kez) temizlenmelidir. - Doğal gaz zehirlenmelerinde ortam derhal havalandırılmalı, gaz vanası kapatılmalı; elektrik düğmelerine kesinlikle dokunulmamalı (kıvılcım çıkıp patlamaya sebep olabilir), ortam dışına çıkarak 187 Doğal Gaz Acil ve 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.
Çevre Kirliliği Çeşitleri
İnsan faaliyetleri sonucunda havaya, suya ve toprağa karışan zararlı atıkların doğal dengeyi bozmasına çevre kirliliği denir.
1. Hava Kirliliği
Evlerde ve sanayide ısınma, üretim amaçlı yakılan fosil yakıtlar (kömür, petrol vb.), motorlu taşıtların egzozlarından çıkan zehirli gazlar hava kirliliğine neden olur. Havaya karışan bu gazlar atmosferde birikerek sera etkisine, küresel ısınmaya ve asit yağmurlarına yol açar. Etkileri: İnsanlarda astım, bronşit gibi solunum yolu hastalıklarını artırır. Çözüm Önerileri: Fosil yakıtlar yerine güneş, rüzgâr gibi yenilenebilir ve temiz enerji kaynakları tercih edilmelidir. Ormanlık alanlar artırılmalı; ev ve fabrika bacalarına filtre takılmalı, toplu taşıma kullanımı yaygınlaştırılarak bireysel araç kullanımı azaltılmalıdır.
2. Su Kirliliği
Yeryüzündeki tatlı su kaynakları insanlık ve doğa için hayati öneme sahiptir, ancak oldukça sınırlıdır. Evsel (deterjanlı sular, lavaboya dökülen atık yağlar), endüstriyel (fabrika atıkları) atıkların ve tarım ilaçlarının doğrudan veya yağmurlarla akarsu, göl ve denizlere karışması suları kirletir. Ayrıca deniz yolu ulaşımında yaşanan tanker kazalarından sızan petrol, okyanus ekosistemini mahveder. Etkileri: Sularda yaşayan canlılar oksijensiz kalarak ölür; biyoçeşitlilik azalır. Kirli sular veya bu sulardan elde edilen besinler aracılığıyla insanlarda kolera, tifo, sarılık, dizanteri gibi tehlikeli bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkar.
3. Toprak Kirliliği
Çöplerin doğaya bilinçsizce atılması, pillerin içindeki ağır kimyasalların toprağa sızması, tarlalarda fazla ürün almak uğruna aşırı kimyasal gübre ve tarım ilacı (pestisit) kullanımı toprağın yapısını bozar. Etkileri: Topraktaki besin zinciri bozulur; toprağı havalandıran solucanlar ve yararlı mikroorganizmalar ölür. Topraktaki zararlı kimyasallar bitkilere, onlarla beslenen hayvanlara ve en sonunda besin zincirinin en üstündeki insanlara geçerek sinir sistemi hastalıklarına, böbrek yetmezliğine ve kansere sebep olur.
4. Orman Yangınları ve Ormansızlaşma
Yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması veya aşırı sıcak hava dalgaları orman yangınlarının doğal sebepleri olsa da; piknik ateşinin söndürülmemesi, doğaya atılan cam şişelerin mercek etkisi yapması, sönmemiş sigara izmaritlerinin atılması gibi insan kaynaklı faktörler orman yangınlarının asıl büyük nedenidir. Ayrıca, orman alanlarının kesilerek tarım arazisine, otele veya yerleşim yerine dönüştürülmesi, aşırı otlatma ormansızlaşmaya (çölleşmeye) neden olmaktadır. Bu durum küresel ısınmayı hızlandırır ve binlerce canlının habitatını yok eder.
Çevre Sorunlarına Karşı Sorumluluklarımız
Çevreyi korumak bir vatandaşlık görevidir ve küçük bireysel adımların birleşimiyle büyük değişimler sağlanabilir. Bizler; çöpleri ayrıştırarak geri dönüşüm kutularına atmalı, bitkisel atık yağları lavaboya dökmek yerine biriktirip atık yağ toplama merkezlerine vermeliyiz. Pilleri sıradan çöpe değil atık pil kutusuna atmalıyız. Çevremizde düzenlenen ağaç dikme etkinliklerine, atık toplama kampanyalarına aktif olarak katılabilir, "sıfır atık" felsefesini hayatımıza yerleştirerek doğamızı koruyabiliriz. Unutmayalım ki, 1972 yılından beri her 5 Haziran, Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır ve temiz bir çevre sağlıklı bir geleceğin tek anahtarıdır.