İstatistik Okuryazarlığı ve Verilerin Değişebilirliği
Günümüzde televizyon haberlerinde, gazete manşetlerinde, internetteki reklamlarda ya da sosyal medya paylaşımlarında her an karşımıza oranlar, yüzdeler, anket sonuçları ve çeşitli grafikler çıkmaktadır. Peki, bize sunulan bu sayısal bilgilerin her biri tamamen doğru ve güvenilir midir? Bazen sayılar ve grafikler kullanılarak insanlar yanlış yönlendirilebilir mi? İşte bu noktada devreye giren çok önemli bir kavram vardır: İstatistik Okuryazarlığı. İstatistiksel verileri doğru bir şekilde toplamak ve sunmak ne kadar önemliyse, sunulan verileri doğru anlamak, sorgulamak ve değerlendirmek de o kadar önemlidir. Bu konumuzda istatistik okuryazarlığını ve istatistiksel araştırmalarda çok temel bir kavram olan verilerin değişebilirliğini ele alacağız.
İstatistik Okuryazarlığı Nedir?
Okuma yazma bilmek harfleri birleştirip kelimeleri okuyabilmek demektir. İstatistik okuryazarlığı ise; günlük hayatta karşımıza çıkan tabloları, grafikleri, anket sonuçlarını ve istatistiksel verileri yalnızca "okumak" değil; bunları doğru anlamak, eleştirel bir gözle değerlendirmek, sorgulamak ve bu veriler üzerinden doğru sonuçlara varabilmektir.
İstatistik okuryazarı olan bir kişi, bir grafiği sadece renkli bir resim olarak görmez. Aynı zamanda arkasında yatan mantığı da sorgular. Örneğin; - Bir grafik gördüğünde hemen başlığına ve eksen isimlerine bakar. Başlığın, sunulan veriyle uyumlu olup olmadığını inceler. - Grafikteki eksenlerin eşit aralıklarla çizilip çizilmediğini, başlangıç noktalarının doğru (örneğin sıfırdan başlayıp başlamadığı) olup olmadığını kontrol eder. Çünkü yanlış çizilmiş eksenler, küçücük bir farkı çok büyükmüş gibi (veya tam tersi) gösterebilir. - Haberde verilen "Yapılan bir araştırmaya göre insanların %80'i bizim ürünümüzü tercih ediyor!" cümlesini duyduğunda hemen şu soruları sorar: "Bu araştırma kime yapılmış? Sadece 10 kişiye mi sorulmuş, yoksa 10.000 kişiye mi? Acaba sadece o markayı seven belli bir gruba mı sorulmuş? Anket tarafsız kişiler tarafından mı yapılmış?"
Bu tür eleştirel sorular sormak, bizi sayıların ve verilerin arkasındaki gerçeğe ulaştırır. Aksi takdirde, her gördüğümüz istatistiksel veriye körü körüne inanırsak, hatalı kararlar alabiliriz.
Yanıltıcı Grafikler ve Manipülasyon
Bazen haber programlarında ya da reklamlarda, bir ürünü daha iyi ya da bir olayı daha abartılı göstermek için istatistiksel kurallara uymayan, hatalı ve yönlendirici grafikler çizilebilir. Buna istatistiksel manipülasyon (yönlendirme) denir. Amacı, gerçeği olduğundan farklı göstererek insanların kararlarını (örneğin bir ürünü satın almalarını veya bir fikre inanmalarını) etkilemektir.
Örneğin; iki şirket arasındaki kar farkı sadece 100 TL iken, dikey ekseni sıfırdan değil de çok yüksek bir sayıdan başlatarak (örneğin, grafiği 10.000'den başlatarak 10.000 ile 10.100 arasını çizersek), sütunlardan biri diğerinin iki katıymış gibi çok uzun çizilebilir. İstatistik okuryazarlığı olmayan biri bu grafiğe baktığında "Vay canına, aralarında devasa bir fark var!" diyebilir. Oysa eksen sayılarına dikkat eden istatistik okuryazarı bir birey, bu görsel hileyi anında fark eder ve aradaki farkın aslında çok küçük olduğunu anlar.
Başka bir manipülasyon örneği de, daire grafiklerindeki dilimlerin oranlara uygun çizilmemesidir. Örneğin, grafiğin yanında "%10" yazmasına rağmen, o dilim dairenin yarısını kaplayacak şekilde devasa çizilmiş olabilir. Sadece renklere ve şekillere odaklanan biri yanılgıya düşebilir; ancak istatistik okuryazarı olan kişi dilimin büyüklüğü ile yazan sayının uyuşmadığını anında tespit eder. Aynı zamanda sonuçları yorumlarken kendi kişisel duygularımızı ve önyargılarımızı katmamalı, yalnızca verilerin anlattığı objektif (tarafsız) gerçekleri söylemeliyiz.
Verilerin Değişebilirliği
İstatistiksel araştırmaların en temel özelliklerinden biri de verilerin doğasında bir değişebilirlik (çeşitlilik) olmasıdır. Zaten bir araştırma sorusu sorduğumuzda tek tip bir cevap almıyorsak, verilerde bir değişim, bir farklılaşma var demektir. Veriler farklı koşullara, zamana, kişilere ve durumlara göre değişiklik gösterebilir. Eğer veriler değişmeseydi, araştırma yapmamıza da gerek kalmazdı.
Değişebilirliği Anlamak
Sınıfımızdaki öğrencilere "Bugün okula nasıl geldiniz?" diye sorduğumuzu varsayalım. Alacağımız cevaplar "Yürüyerek, servisle, otobüsle, arabayla" şeklinde değişiklik gösterecektir. İşte bu, verilerin kendi içindeki temel değişebilirliğidir. Ancak olay bununla da bitmez. Aynı soruyu bugün değil de yoğun kar yağışının olduğu ve yolların buz tuttuğu kış gününde sorarsak, "yürüyerek" diyenlerin sayısı azalırken, "arabayla" veya "servisle" diyenlerin sayısı muhtemelen artacaktır. Demek ki veriler, mevsime veya hava durumuna göre de büyük oranda değişebilmektedir.
Aynı şekilde; - "En sevdiğiniz oyun türü nedir?" veya "En sevdiğiniz çizgi film hangisidir?" sorusunu 5 yaşındaki anaokulu çocuklarına sorduğumuzda aldığımız veriler ile 15 yaşındaki lise gençlerine sorduğumuzda alacağımız veriler kesinlikle birbirlerinden çok farklı olacaktır. İnsanların yaşları, zevkleri ve ilgi alanları değiştikçe verecekleri cevaplar da değişir. Demek ki veriler, yaş grubuna ve kitleye göre değişebilir. - Bir bölgede yıllara göre ormanlık alanların miktarını incelediğimizde, 2010 yılında farklı bir değer, 2015 yılında farklı bir değer, günümüzde ise bambaşka sonuçlar buluruz. Veriler, zamana göre de değişebilir. - Bir kitabın fiyatı farklı kitapçılarda veya internet sitelerinde farklılık gösterebilir. Buna da mekana veya satış yerine göre değişebilirlik diyebiliriz.
Hatalı Genellemelerden Kaçınmak
Verilerin değişebilir olduğunu bilmek, bizi hayatta karşılaştığımız olaylarda hatalı genellemeler yapmaktan kurtarır. Diyelim ki bir arkadaş grubundaki 5 kişiye sorduk ve hepsi de en sevdiği yemeğin "pizza" olduğunu söyledi. Sadece bu 5 kişinin verisine dayanarak, "Bütün çocukların en sevdiği yemek pizzadır, diğer yemekleri hiç kimse sevmez" demek devasa bir istatistiksel hatadır. Çünkü verilerin kişiden kişiye, şehirden şehre, hatta kültürden kültüre değişebileceğini bilmeliyiz. Türkiye'nin farklı bir bölgesinde yaşayan çocuklara aynı soruyu sorduğumuzda belki de en çok "mantı" cevabını alacağız.
Küçük bir örneklemden (gruptan) aldığımız sonucu tüm evrene (herkese) genelleyemeyiz. Seçtiğimiz grubun, araştırmak istediğimiz konunun tamamını iyi temsil etmesi gerekir. Eğer bütün Türkiye'deki öğrencilerin alışkanlıklarını araştırıyorsak, sadece tek bir sınıfa anket yaparak doğru bir istatistiksel sonuca varamayız. Türkiye'nin yedi farklı bölgesinden, farklı yaşlardan, farklı okullardan binlerce öğrenciye soru sormalıyız ki, verilerdeki değişebilirliği yakalayabilelim.
İstatistiğin Özü
Özetle, istatistik biliminin var oluş sebebi zaten bu verilerdeki değişebilirliktir. Eğer dünyadaki herkesin boyu aynı olsaydı, herkes aynı yemeği sevseydi, hava sıcaklığı her gün aynı kalsaydı, ekonomi hiç değişmeseydi, veriler hayatımız boyunca hiç farklılık göstermeseydi, o zaman ortada ne araştırılacak bir konu, ne de toplanacak istatistiksel bir veri kalırdı!
İstatistik okuryazarı olarak bizler, bu verilerdeki değişimi fark eder, bize sunulan grafikleri ve sonuçları akıl süzgecinden geçirerek doğru okuruz. Mantıklı ve bilimsel temellere dayanan araştırmalar ile manipülatif (yönlendirici) araştırmaları birbirinden ayırırız. Böylece de, hem bireysel hayatımızı şekillendirecek hem de toplum için faydalı olacak en sağlıklı ve en doğru kararları almış oluruz.