Okuma: Hikâye (Eskici)
Edebiyatın en kadim ve en etkili türlerinden biri olan hikâye, insan yaşamının belli bir kesitini, belirli bir mekân ve zaman çerçevesinde, şahıs kadrosu etrafında kurgulayarak anlatan edebi metinlerdir. 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı dersimizin 3. Teması olan "Anlamın Yapı Taşları" kapsamında, edebiyatımızın usta kalemlerinden Refik Halit Karay'ın "Eskici" adlı hikâyesi üzerinden hikâye türünün yapı unsurlarını, tema ve konu bağlamını, anlatım tekniklerini ve edebi sanatların metne katkısını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
Hikâye Türüne Genel Bir Bakış
Hikâye (öykü), yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olayları, okuyucuda heyecan ve zevk uyandıracak şekilde anlatan kısa edebi yazılardır. Roman türüne göre daha kısa olması, kişi kadrosunun daha dar, zaman ve mekân unsurlarının daha sınırlı olmasıyla dikkat çeker. Hikâyeler genellikle tek bir olay etrafında şekillenir ve okuyucuya tek bir etki bırakmayı amaçlar.
Hikâyeler temelde iki farklı kurgu anlayışıyla yazılır: 1. Olay Hikâyesi (Maupassant Tarzı): Serim, düğüm ve çözüm bölümlerinin belirgin olduğu, merak unsurunun ön planda tutulduğu, çarpıcı bir sonla biten hikâyelerdir. Türk edebiyatında Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay bu tarzın en önemli temsilcilerindendir. 2. Durum Hikâyesi (Çehov Tarzı): Olaydan ziyade günlük yaşamın belli bir kesitinin, bir durumun anlatıldığı, serim ve çözüm bölümlerinin belirgin olmadığı, psikolojik tahlillerin ve betimlemelerin ağır bastığı hikâyelerdir. Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal bu tarzın ustalarıdır.
"Eskici" hikâyesi, güçlü bir olay örgüsüne sahip olması, merak unsurunu canlı tutması ve etkileyici bir sonla bitmesi yönüyle olay hikâyesi özellikleri taşır.
"Eskici" Hikâyesinin İncelemesi
Refik Halit Karay’ın Gurbet Hikâyeleri adlı eserinde yer alan "Eskici", Türk edebiyatının en duygu yüklü ve teknik açıdan en sağlam hikâyelerinden biridir. Hikâye, anadilin insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini ve memleket hasretini sarsıcı bir dille anlatır.
Konu ve Tema
Konu: Küçük yaşta öksüz ve yetim kalarak Filistin’e, halasının yanına gönderilen Hasan'ın, orada karşılaştığı Türk bir eskici ile anadili Türkçe üzerinden kurduğu duygusal bağ ve memleket hasreti.
Tema: Memleket özlemi, anadilin insan hayatındaki yeri ve yalnızlık. Hikâyede gurbet acısı, bir çocuğun saf dünyasından süzülerek okuyucuya aktarılır.
Yapı Unsurları
Bir hikâyenin iskeletini oluşturan yapı unsurları; olay örgüsü, kişiler, mekân ve zamandır. "Eskici" hikâyesinde bu unsurlar ustalıkla bir araya getirilmiştir.
1. Olay Örgüsü: Olay örgüsü, hikâyedeki olayların neden-sonuç ilişkisi içerisinde sıralanmasıdır. "Eskici"nin olay örgüsü şu şekilde özetlenebilir: * Hasan'ın anne ve babasını kaybetmesi üzerine Filistin'deki halasının yanına gönderilmesi. * Hasan'ın Arapça bilmediği için çevresiyle iletişim kuramaması, içine kapanması ve derin bir yalnızlık çekmesi. * Halasının evine eski ayakkabıları tamir etmek için bir eskicinin gelmesi. * Hasan'ın eskici ile karşılaşması ve onun Türkçe konuştuğunu duyması. * Hasan ve eskicinin Türkçe konuşarak dertleşmeleri, memleket hasretini paylaşmaları. * Eskicinin işini bitirip gitmek zorunda kalması. * Ayrılık anında hem Hasan'ın hem de eskicinin gözyaşlarına boğulması.
2. Kişiler (Şahıs Kadrosu): * Hasan: Hikâyenin başkahramanıdır. Küçük yaşta acılarla olgunlaşmış, sessiz, içine kapanık ve memleket hasreti çeken bir çocuktur. Türkçe onun için sadece bir dil değil, memleketine, geçmişine ve kimliğine bağlanan tek köprüdür. * Eskici (Ali Enişte): Memleketinden uzak düşmüş, Filistin'de ayakkabı tamiri yaparak geçimini sağlayan yaşlı bir Türk'tür. Hasan gibi o da gurbet acısı çekmektedir. Hasan'ın Türkçe konuşması, onun da içindeki memleket ateşini alevlendirir. * Hala: Hasan'ın sığındığı akrabasıdır. Hasan'a iyi bakmasına rağmen onunla aynı dili konuşamadığı için ruhsal bir bağ kuramaz.
3. Mekân (Çevre): Hikâye Filistin'de geçmektedir. Mekân, Hasan'ın yabancılığını ve yalnızlığını pekiştiren bir unsurdur. Yabancı bir coğrafya, kavurucu sıcak ve anlaşılmayan bir dil (Arapça), memleket hasretini daha da belirginleştirir. Yazar, mekân betimlemeleriyle Hasan'ın iç dünyasındaki bunalımı dışa vurur.
4. Zaman: Hikâyede vaka zamanı olarak belirli bir tarih verilmemiş olsa da, Osmanlı Devleti'nin son dönemleri veya Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki sosyal hareketlilik (Filistin'in Osmanlı'dan koptuğu veya o sürecin yaşandığı dönemler) sezdirilmektedir. Olaylar, eskicinin halanın evine geldiği kısa bir zaman diliminde (birkaç saat içinde) yoğunlaşarak yaşanır.
Anlatıcı ve Bakış Açısı
Hikâyede İlahi (Hakim / Tanrısal) Bakış Açısı kullanılmıştır. Anlatıcı, olayların içinde yer almayan, üçüncü tekil şahıs ("O") ağzıyla konuşan bir dış anlatıcıdır. Ancak bu anlatıcı, kahramanların (özellikle Hasan'ın) iç dünyasını, düşüncelerini, duygularını ve geçmişini tüm detaylarıyla bilir. Hasan'ın içindeki o sessiz çığlığı, eskicinin memleket kelimesini duyduğundaki yürek çarpıntısını okuyucuya aktaran bu hakim bakış açısıdır.
Anlatım Biçimleri ve Teknikleri
Refik Halit Karay, "Eskici"de öyküleyici ve betimleyici anlatım biçimlerini iç içe kullanmıştır. * Öyküleyici Anlatım: Olayların bir akış içerisinde verilmesi, hareketin ön planda olması öykülemeyi sağlar. Hasan'ın yolculuğu, eskicinin gelişi ve aralarındaki diyalog süreci öykülemeyle aktarılır. * Betimleyici Anlatım: Yazar, Hasan'ın yalnızlığını, eskicinin fiziksel görünümünü ve çalışmasını kelimelerle resmeder gibi anlatır. "Gevşek, sarı, buruşuk yüz", "kıvırcık saçlı", "şalvarlı" gibi ifadelerle okuyucunun zihninde canlı bir tablo oluşturur.
Hikâyede öne çıkan anlatım tekniklerinden biri de diyalog tekniğidir. Hasan ve eskici arasındaki Türkçe diyalog, hikâyenin düğüm noktasını oluşturur. Bu diyalog sıradan bir konuşma değil, iki yalnız ruhun anadil vasıtasıyla sarılmasıdır.
Dil ve Üslup
Milli Edebiyat akımının en önemli temsilcilerinden olan Refik Halit Karay, "Memleket Edebiyatı" çığırını açan isimlerdendir. Bu nedenle dili sade, anlaşılır ve pürüzsüzdür. Süslü ve sanatlı bir söyleyişten kaçınmış, halkın konuştuğu canlı Türkçeyi edebi bir zevkle metne yansıtmıştır. Kelime seçimleri çok isabetlidir; Arapça kelimelerin Hasan'a yabancı gelmesi, Türkçe kelimelerin (çivi, ayakkabı, memleket) ise bir müzik gibi duyulması, yazarın anadile verdiği önemin dil ve üslupla birleşimidir.
Anadilin İnsan Yaşamındaki Yeri
"Eskici" hikâyesinin en derin katmanı, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda insanın kimliği, vatanı ve ruhsal sığınağı olduğunu göstermesidir. Hasan, halasının yanında fiziksel olarak güvendedir, karnı toktur, ona iyi davranılmaktadır. Ancak anadilini konuşamadığı için ruhsal bir açlık ve kimsesizlik çekmektedir. Eskicinin ağzından dökülen Türkçe kelimeler, Hasan için sadece bir ses değil; vatanının, annesinin, babasının, geçmişinin kokusudur. Alman filozof Heidegger'in "Dil varlığın evidir." sözü, bu hikâyede tam anlamıyla vücut bulur. Hasan, ancak Türkçe konuştuğunda kendi evinde, kendi memleketinde hisseder.
Sonuç olarak "Eskici", yapı unsurlarının sağlamlığı, gerçekçi gözlemleri, sade ama etkileyici diliyle Türk hikâyeciliğinin şaheserlerinden biridir. Okuyucuya empati kurma becerisi kazandırırken, her gün farkına varmadan kullandığımız anadilimizin aslında en büyük zenginliğimiz ve görünmez vatanımız olduğunu hatırlatır.
Yayın ilkelerimiz · Hata bildir